Hikmet Avcısı

Hikmet Avcısı
@beyond_the_seen
Gazi Üniversitesi İstatistik 3. Sınıf Öğrencisi 2024 ve 2025 Halk Kütüphanesi Ödüllü Okur Kitap Yazarı Kitap Avcısı Beni bilimle anla, felsefeyle anla...
2001
15 okur puanı
Mart 2025 tarihinde katıldı
Aynı frekansta buluşamadığın insanlarla sosyal ilişki kurmaya çalışmak o kadar can sıkıcı ve ortalık o kadar onlarla dolu ki... bazen kendimi sorguladığım oluyor acaba ben mı sıkıcı, itici ve iğrenç bir insanım diye. Burada masanın karşı tarafına oturunca bir şeyler biraz daha netleşiyor. Bana beş para etmez gelen kimi insanların çevresinde onları o halleriyle çok seven öyle insanlar var ki şunu diyorum: Bu kişinin değersizliği bana göre değersiz, içerisinde bulunduğumuz bir toplumun da onu değersiz bulması pek bir şey ifade etmez çünkü bu büyük oranda zevk meselesi; en melek gibi insanların bile ardından söven bir sürü kişi var. Kimsenin nefret etmediği bir insan yeryüzünde yok. Peygamberimize bile neler dendi, neler yapıldı. Ona o nefreti kusan insanlık sana bana neler yapmaz. Kimseye bir zararın yoksa, temiz bir niyetle iyi bir insan olmak için gayret gösteriyorsan en başta Allah seni seviyor demektir, gerisi de teferruattır. O güzel gönlünü incitme, ona haksızlık etme, insanlığın sana ihtiyacı var.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Eğer sınav arefesi gibi sıkışık olduğum bir dönemde değilsem üniversitede bazı hocaların derslerinde hemen hemen hiç devamsızlık yapmadım şu ana dek. O bir ders olmaktan çıkıyor; zamanı değerli ve anlamlı kılan, hızlandıran, insana keyif ve huzur veren bir etkinliğe dönüşüyor. Allah böyle hocaların sayısını artırsın, böyle hocalara da böyle bağlar kurabilecekleri öğrenciler nasip etsin. Kalbi sevgi ve neşeyle dolu, etraflarına sevinç, heyecan ve umut yayan, halis niyetli, merhametli ve fedakâr insanlara selam olsun. Hayatı biraz da bu tip hikâyeler ve insanlar yaşanılabilir kılıyor ve onda özlemle yad edilen izler bırakıyor.
Duygu ve Düşünce
ChatGPT'den hatırı sayılır güçte bir yankı odası vibe'ı alıyorum. Senin gitmek istediğin yolda sana yardımcı oluyor, sana doğru yolu göstermiyor (meşhur mantar karikatürü). O daha çok bir at arabası gibi. O bir araba, direksiyon sende. Nasıl ki bir arabaya beni gitmem gereken yere götür demiyorsak LLM modellerine de öyle yaklaşmalıyız. Kendimi çok aciz hissediyorum. "Öte"yi benim hayal etmem lazım, onu benim yönlendirmem lazım, seçenekleri değerlendirip birini seçme kudreti ve sorumluluğu gene bana ait, o sadece bir asistan, her şeyi yapan bir süper kahraman değil. Bu olursa o da daha sınırlı ve kontrol edilebilir hale geliyor. "ne olmalı" sorusunun yanıtı ona yüklenen verilerin çok ötesinde bir yerde. Çok küçük, çok vasat, çok sığ düşünüyoruz; daha fazlasını cüret, hayal, talep etmeliyiz. Son cümlem de şu olsun: Ötenin ötesi var olanın daha iyisinde değil, hemen her şeyi, pek çok kabulü altüst edecek bambaşka bir yerde ve şeyde...
Duygu ve Düşünce
Namazı hâlâ tam özümsemiş, onunla bütünleşmiş ve içselleştirmiş değilim. Her ne kadar gerçekte öyle olmasa da benim pratiğimde hâlâ "anlamını bilmediğim Arapça cümleler okuduğum, bir an evvel aradan çıkarılması gereken üşengeçlik dolu angarya ve anlamsız bir iş" niteliğinde. Allah'ın en zor koşullarda bile kılınmasını farz kıldığı namazın bu olmadığı kesin. Demek ki namazın o kadar büyük bir anlamı var ki insan için vazgeçilmez bir ihtiyaç. ChatGPT'ye soruyorum, o bile tam tatmin edici yanıtlar vermiyor. Din, Allah, Kuran... bunlar geleneksel anlayışın zannettirdiği gibi hayattan bağımsız ritüelik bir şey olmamalı; hayatın ta kendisi, hamuru, özü olmalı. Kalıpların dışına çıkmaya daha çok cüret etmeliyim çünkü geleneksel perspektifle yaratılan din algısını aklım, ruhum, kalbim bir türlü kabul etmiyor, sürekli kusuyor onu ama benim İslam'a ihtiyacım var; nedenini nasılını henüz tam kavrayamasam da ihtiyacım var ve onu "uydurmalardan" arındırıp bulmalıyım, daha fazla overthink mesaisi harcamalıyım. İnşallah nasip olur.
Din
Anlamlı hayat biraz da yemek yapmaktır. Eğer sen iyi bir aşçıysan "kuru soğan yoksa taze soğan olsun, o da yoksa sarımsak olsun, o da yoksa kokusuz bir yemek yapacağım, marul olsun, o da yoksa domates olsun" dersin; baktın eldeki malzemeden hayal ettiğin yemek çıkmıyor, bu sefer de "boşver onu, gel şu yemeği yapalım" dersin; sadece buğday varsa o zaman da ekmek yaparsın ama kötü aşçıda fındık varsa abartı olacak ama ağzımıza atalım yiyelim der, çikolatalı pasta yapayım diye düşünmez, gül gibi fındığı da ziyan eder orada. İyi aşçı iyi malzemeyle uçar gider tabii ama onun da yapamadığı, yapabilse bile yapmayı akıl edemediği bir dolu yemek var. Veya başka bir örnek vereyim: İyi malzeme demir olsun, sen de kaynakçısın ve onu çekice dönüştüreceksin. Demir varsa çekiç daha iyi olur ama elinde taş varsa da o çekici yapar ve gene o cevizi kırarsın. Mesele cevizi kırmaktır, onu daha iyi kırmanın marjinal faydası çok daha düşüktür. Bazen durmak lazım, durabilmeyi bilmek lazım. Çocukken çizdiğimiz o dağ başında önünde dere akan tek odalı evin bacasından duman tütüyorsa o evde huzur var demektir, villa çizemedim diye üzülme.
Duygu ve Düşünce