Anlamlı hayat biraz da yemek yapmaktır. Eğer sen iyi bir aşçıysan "kuru soğan yoksa taze soğan olsun, o da yoksa sarımsak olsun, o da yoksa kokusuz bir yemek yapacağım, marul olsun, o da yoksa domates olsun" dersin; baktın eldeki malzemeden hayal ettiğin yemek çıkmıyor, bu sefer de "boşver onu, gel şu yemeği yapalım" dersin; sadece buğday varsa o zaman da ekmek yaparsın ama kötü aşçıda fındık varsa abartı olacak ama ağzımıza atalım yiyelim der, çikolatalı pasta yapayım diye düşünmez, gül gibi fındığı da ziyan eder orada. İyi aşçı iyi malzemeyle uçar gider tabii ama onun da yapamadığı, yapabilse bile yapmayı akıl edemediği bir dolu yemek var. Veya başka bir örnek vereyim: İyi malzeme demir olsun, sen de kaynakçısın ve onu çekice dönüştüreceksin. Demir varsa çekiç daha iyi olur ama elinde taş varsa da o çekici yapar ve gene o cevizi kırarsın. Mesele cevizi kırmaktır, onu daha iyi kırmanın marjinal faydası çok daha düşüktür. Bazen durmak lazım, durabilmeyi bilmek lazım. Çocukken çizdiğimiz o dağ başında önünde dere akan tek odalı evin bacasından duman tütüyorsa o evde huzur var demektir, villa çizemedim diye üzülme.