Daniel Keyes, bir dönem zihinsel engelli bireylerin eğitim aldığı sınıflarda öğretmenlik yapmıştır. Orada tanıdığı bir öğrencinin “Keşke daha zeki olsaydım” demesi, onun üzerinde çok derin bir etki bırakır. Aynı zamanda 1950’lerde zekâ, beyin ve deneysel ameliyatlar üzerine yapılan etik açıdan tartışmalı bilimsel çalışmalar da kitabın çıkış noktasını oluşturur.
“Charlie Gordon, daha zeki olabilmek için deneysel bir ameliyata katılır. Zekâsı arttıkça dünyayı ve insanları daha iyi anlamaya başlar. Ancak bu değişim, ona mutluluktan çok yalnızlık ve acı getirir. Algernon’a Çiçekler, ilerlemenin her zaman iyi sonuçlar doğurmadığını anlatan dokunaklı bir romandır.”
Algernon’a Çiçekler, sayfalarını çevirdikçe kalbimi yavaş yavaş ağırlaştıran, fark etmeden gözlerimi dolduran bir kitaptı. Charlie’nin anlaşılmayı bekleyen masumluğu, zeka kazandıkça yerini derin bir yalnızlığa bıraktı ve bu dönüşümü izlemek insanın içini acıtıyor. En çok da onun sevgiye olan saf ihtiyacını fark ettiğim anlarda ağladım, çünkü bazı insanlar ne kadar değişirse değişsin, yalnız kalmaya mahkum gibi anlatılıyor. Kitap bittiğinde gözyaşlarım durdu ama içimde bıraktığı sızı uzun süre geçmeyecek.