Hayal Kırıklığına Uğratan Bir Kitap …
2/10
·288 syf.··
2026 24. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 13:38
Irak Türkmenlerinin tarihi ve medeniyeti oldukça önemli ve ilgi çekici bir konu. Bu nedenle kitaba büyük bir merakla başladım. Ancak ne yazık ki beklentilerimi karşılamadı. Öncelikle kitapta dipnotlar gereğinden fazla uzun tutulmuş. Bazı sayfalarda dipnotlar neredeyse metnin kendisinden daha fazla yer kaplıyor. Ayrıca verilen bazı bilgiler konuya anlamlı bir katkı sunmuyor ve gereksiz ayrıntı hissi yaratıyor. Eserde çok fazla tekrar ve bazı maddi hatalar da mevcut. Örneğin Türklerin kemer ve kubbe mimarisinin öncüsü olduğu yönündeki iddia tarihsel açıdan oldukça tartışmalı; bu mimari unsurların kökeni çok daha eski dönemlere, özellikle Roma dünyasına kadar uzanıyor. Yazarın şehir tasvirleri de bana abartılı geldi. Kerkük’ü ve çevreyi yakın zamanda görmüş biri olarak, anlatılan tablo ile gerçeklik arasında ciddi bir mesafe hissettim. Kerkük, Türkiye’deki orta büyüklükte bir ilçeyi andırırken, kitapta adeta Şam veya Beyrut ölçeğinde ve ihtişamında bir şehir gibi sunuluyor. Benzer şekilde, Erbil Kalesi’nin Moğollar tarafından ele geçirilemediği iddiası da yeterince ikna edici görünmedi. Alamut gibi çok daha güçlü ve meşhur kaleleri yerle bir eden Moğolların Erbil’i alamamış olması konusunda daha güçlü kanıtlar beklerdim. Kitaptaki birçok bilgi de sağlam kaynaklardan ziyade rivayetlere dayanıyor. Ortadoğu tarihini çalışırken rivayetlerin çokluğu zaten bilinen bir sorunken, yazarın bunları yeterince eleştirel bir süzgeçten geçirmediği izlenimine kapıldım. Ayrıca Gutilerin ve Partların Türk kökenli olduğu iddiasını ilk kez bu kitapta gördüm. Bunun yanında Türkleri Nuh’un oğullarından birine bağlayıp bunu “inkâr edilemez bir gerçek” olarak sunması da akademik bir çalışmadan beklediğim yaklaşımın oldukça dışında kaldı. Kısacası, konu çok değerli olmasına rağmen kitap
Irak Türkmen Tarihi ve Medeniyeti Üzerine AraştırmalarAbdulhalik Bakır · Berikan Yayınevi · 20232 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 37. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:55
Aziz Bey Hadisesi | Ayfer Tunç “Ve anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış.” Ayfer Tunç, bu kısa ama etkisi uzun süren eserinde bir ömrü birkaç sayfaya sığdırmayı başarıyor. Gururun, yanlış seçimlerin, pişmanlıkların ve geç kalmış farkındalıkların insan hayatını nasıl şekillendirebildiğini Aziz Bey üzerinden etkileyici bir şekilde anlatıyor. Ömrü yanılgılarla geçen, sürekli yanlış kararlar veren ve her seferinde burnunun dikine gitmeyi seçen Aziz Bey, hikâyenin başlarında beni üzmüş olsa da sayfalar ilerledikçe ona acımaktan vazgeçtim. Çünkü yaşadığı birçok kırgınlığın ve yalnızlığın ardında, kendi tercihleri ve inatla sürdürdüğü hataları vardı. Gençlik yıllarında büyük bir aşkla peşinden gittiği kadın için ülkesini ve ailesini terk eder; ancak ne beklediği karşılığı bulabilir ne de geri döndüğünde bıraktığı hayatı yerinde bulur. Ailesinden geriye kalan tek şey tamburudur. Bir süre dilini bile bilmediği Beyrut'ta meyhanelerde tambur çalarak yaşamını sürdürür. Fakat yaşadığı onca hayal kırıklığına rağmen hiçbir zaman kendisiyle gerçek anlamda yüzleşmez ve her defasında aynı hataları tekrarlamaya devam eder. Özellikle evliliği boyunca eşi Vuslat'ı görmezden gelişi, ona hak ettiği sevgiyi ve değeri veremeyişi beni en çok sinirlendiren noktalardan biri oldu. Babasına benzemeye başladığını fark ettiği an değişeceğini düşünsem de yine gururu ve egosu ağır basıyor. Ancak iş işten geçtikten sonra gelen pişmanlık, yıllarca görmezden geldiği gerçekleri yüzüne vuruyor. Kısa olmasına rağmen derin bir etki bırakan bu hikâye, bazen insanın en büyük düşmanının kaderi değil, kendi seçimleri olduğunu hatırlatıyor.
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202416,7bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·184 syf.··
2026 22. kitabı
Lübnanlı yazar Amin Maalouf'un 1996 yılında yayımlanan kitabı "Doğunun Limanları", klasik teknikle yazılmış tarihi bir romandır. Oldukça heyecanlı ve merak uyandırıcı olan bu eser okurunu Doğu-Batı sentezinde yoğuruyor. Hikaye Adana'da başlıyor. Oradan Lübnan-Beyrut'a, daha sonra ise Fransa'nın kültür kokulu sokaklarına uzanıyor. Amin Maalouf din, dil, ırk, millet gözetmeksizin karakterlerini "insanlık" çatısı altında birleştiriyor. Ermenisi, Türkü, Yahudisi; Müslümanı, Hristiyanı, Musevisi bir arada... Hikayenin çıkış noktası "İsyan" adında, soyu Osmanlı hanedanına dayanan bir adam. Hikayenin tamamını onun ağzından dinliyoruz. Hikayeyi anlattığı ve onu yönlendiren kişi ise - "muhtemelen Amin Maalouf olduğunu düşündüğümüz"- bir yazar. İkili arasında 4 gün süren beraberlik sonucu taşlar yerine oturuyor. İsyan'ı Paris'in sokaklarına getiren hadise yıllardır vazgeçmediği bir sevda! O, çektiği onca sıkıntının ardından yıllardır görmediği aşkını bekliyor... Kitabın açılışında, cinayet mi yoksa intihar mı olduğu belli olmayan bir ölüm ve bu ölümden sebep deliren İffet adında bir kadınla tanışıyoruz. İffet, Kitabdar adında bir hekimle Adana'ya yerleşiyor ve bir erkek çocuk dünyaya getiriyor. İsmini bilmediğimiz ama prenslere yaraşır bir asillikle büyüyen bu delikanlı saray eşrafına mensup biri. Ermeni bir kızı kendisine eş yapıyor ve ondan 3 çocuğu oluyor. O çocuklardan birisi de ana karakter İsyan! Ve bu andan itibaren de İsyan'ın hayat yolculuğunda yaşadıklarına şahit oluyoruz... "Doğunun Limanları" tarihi dokusuyla mest eden, sıcacık bir roman. Dili, üslubu tertemiz. Doğu'dan alıp Batı'ya, Batı'dan alıp Doğu'ya götürüyor okurunu ve adı geçen şehirlerin karakteristik dokularına da yer vermeyi ihmal etmiyor.
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
8/10
·136 syf.·
2026 85. kitabı
Panait Istrati (1886-1935), balkanların Gorki'si olarak bilinen Romen yazar. Kitaplarını Fransızca olarak yazan yazarın ilk kitabı Kira Kiralina. Osmanlı'nın son döneminde Romanyanın İbrail kentinde doğan Dragomir'in(Stavro) hikayesi anlatılıyor. Eğlence düşkünü bir anne ve şiddete meyilli bir babanın çocuğu olan Dragomir, babası ve abisi tarafından şiddete uğradıkları bir gün, annesi ve ablası Kira ile evden kaçarlar. Sonrasında anne ve ablasından ayrılmak zorunda kalan Dragomir, Osmanlı coğrafyasını dolaşmak zorunda kalır. İstanbul, İzmir, Beyrut, Şam, Diyarbakır, Ankara, Erzurum gibi yerlerde yaşar ve Barba Yani ile gezgin satıcılık yaparak salep satarak geçinirler. Gezdiği yerlerde gördüğü iyilik az, kötülük ise çoktur. İyiliğin az olmasına rağmen kötülüğe her zaman üstün geldiğine inanan Dragomir, sürekli anne ve ablasını arar ve günün birinde İbrail'e dönme hayalini kurar.
Kira KiralinaPanait Istrati · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,542 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 4. kitabı
Modern yüzyılda izlediğimiz Dark gibi dizilerde görünen akıl şaşırtmacalarının,tahmin edilemezliklerin,neye inanacağını bilmeme durumunun gayet tabii erken bir dönemde görülebilmesi mümkün olan eser. Okurken kime inanacağımı bilemediğim ve 10 sayfa sonrasını tahmin edemediğim üstelik elimden de bırakamadığım kitaptır. Yazarın betimlemelerinin kuvvetini de bilhassa vurgulamak isterim,adeta Lübnan'ı Beyrut'u Ştorayı okurun gözlerinin önüne seriyor. Sonu da asla beklemediğim şekilde bitti,duvara bomboş baktıran türden bir eser,Kont Nebil ve Radia'yı özleyeceğim.
Yeraltında Dünya VarRefik Halid Karay · Çağlayan Yayınevi · 195458 okunma
Puan vermedi·97 syf.··
2026 5. kitabı
Cumhuriyet döneminin tanınmış yazarlarından Orhan Kemal'e ait romanımız Baba Evi ve Avare Yıllar olarak iki bölümden oluşmakta. Türk edebiyatında çocukluktan gençliğe geçişi en iyi anlatan eserlerden biri olan bu kitabımızın toplam sayfa sayısı iki yüz yirmi bir. İlk bölümü oluşturan ''Baba Evi'' ise doksan yedi sayfa. Kitap girişi Orhan Kemal'in hayatına ve eserlerine ayrılarak yazar hakkında ön bilgilendirme yapılmış. Orhan Kemal edebi hayatına şiirle başlamış ancak şiirin yanında deneme niteliğinde olan düzyazılar da yazmaktaymış. Orhan Kemal’in çalışmaları arasında bir roman denemesi bulan ve çok beğendiğini belirterek ona “Bırak şiiri miiri birader; hikaye yaz, roman yaz sen” diyen Nazım Hikmet'le olan tanışıklığının da bin dokuz yüz kırk yılında Bursa Cezaevinde olduğunu bu bilgilendirmelerden dolayı öğreniyoruz. Kitabımızın ilk bölümünde yer alan eser adı Baba Evi... Otobiyografi türündeki bu eserde kimi zaman biyografik öğelerden de faydalanılarak; toplumda saygınlığı bulunan, statü sahibi, ataerkil bir ailenin konakta yaşadığı günler anlatılır.. Önsözde yazar Adana kahvehanelerinden birinde Küçük Adamı tanıdığını sohbet sırasında onun hayatından etkilendiğini ve yazmaya karar verdiğinden bahseder. Küçük Adamın hikayesidir kitapta anlatılan ancak Orhan Kemalin hayatını az çok bilenler kurgusal karakterlerin yanında kendi hayatından derin izler taşıdığını rahatlıkla görebilirler. Baba evinin anlatımı Çanakkale savaşlarının devam ettiği dönemde küçük adamın doğumunun dedesi tarafından askeri görevde olan babaya telgraf çekilerek haber edilmesiyle başlar. İlerleyen sayfalarda Osmanlı’nın son demlerinde zaman zaman görevi dolayısıyla başka şehirlere gitmek zorunda kalan otoriter, despot bir yapıya sahip babanın çocuklarının okumasını, onların saygın bir meslek
Baba EviOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20082,762 okunma