Son zamanlarda karşıma sık sık, eski okuma alışkanlıklarını özleyen insanların paylaşımları çıkıyor. Onların hislerine ortak olmak, yalnız olmadığımı bilmek içimi biraz rahatlatıyor elbette. Ama bu duygudaşlık, içimdeki o tanıdık burukluğu tamamen silemiyor.
Galiba üzgünüm. Hayatıma, şartlarıma, kendime üzülüyorum.
İş hayatına adım attıktan sonra odaklanma becerim, düzenim ve en önemlisi kitaplarla kurduğum o bağ yok oldu diyebilirim. Sabah saat 6’da zorla gözlerimi açıyor, hazırlanıp güç bela işe gidiyorum. Akşam 6’da yorgun argın eve dönüp yemek yapıyor, yiyor, bulaşıkları hallediyorum. Sonra biraz ayılmak için bir bardak çay… Şayet bir bölüm dizi izleyebilir ya da spora gidip yarım saat koşabilirsem, o günü “şanslı” sayıyorum.
Ama o kısıtlı vaktimde bile dinlenmeye kalksam, kendimi suçlu hissediyorum. Sürekli bir şey yetiştirme telaşı içindeyim. Bir şeyler izlerken elim boş kalmasın diye ya ev işi yapıyor ya da örgü örüyorum. Kitap okurken aklıma uzun zamandır izleyemediğim filmler geliyor, dikkatim dağılıyor. Ve geceleri uyumak istemiyorum… Çünkü sabah tekrar aynı döngüye uyanacağımı, hafta sonuysa bile beni bekleyen ev işlerinin olduğunu biliyorum.
Ne kadar daha böyle devam edebilirim, bilmiyorum.
Ama bildiğim tek şey var:
Yorgunum.