Ufak bir ricam olacak sizlerden. Uzun zamandır kitap okuyamama durumuyla karşı karşıyayım. Çok istiyorum okumayı ama bir süre sonra dikkatim dağılıyor. Okuma alışkanlığımı geri kazanmak için az sayfalı kitaplar okumaya çalışıyorum(en fazla 200 sayfalı). Okumak beni iyileştiriyor çünkü. Bu yüzden beğendiğiniz yazarlardan, az sayfalı kitap önerileri verebilir misiniz acaba?
Beni ben yapan değerlerimden biri okumak. Ve ben bu alışkanlığımı kaybetmek istemiyorum. Okumak ve öğrenmek bu hayatta en çok sevdiğim şeylerden biri. Lütfen bu alışkanlığımı kaybetmemem için bana yardımcı olun. Yardım eden etmeyen herkese teşekkür ederim şimdiden.
ZORLA BİTİRDİM
Sayın okurlar eğer ofis çalışanı gibi sürekli masa başı bilgisayar ile dosyayla vs işiniz yoksa okumayın sadece 20-30 syf bana hitap etti boşa okudum tavsiye etmiyorum .
Koreli yazar Pyun Hye-young
yapıtlarında modern hayatta yabancılaşma
ve yaşanan bir felaket sonrası hayata devam etme gibi konuları grotesk ögelerle işlemeyi seviyor sanırım.
kitabı Küller ve Kızıl’da da kahramanını hiç tanımadığı
bir ülkeye gönderip dilini bile konuşamadığı bu ülkede yaşam mücadelesiyle karşı karşıya bırakıyor.
Küller ve Kızıl, insan karakterinin iyi ve kötü diye
adlandırdığımız iki yönlü doğası üzerine bizi düşünmeye zorluyor satırlar arasında.
belirtilmeyen bir zamanda ve C diye adlandırılan gerçekte neresi olduğunu bilmediğimiz bir ülkede geçiyor.
Kahramanımız da isimsiz. Fare öldürme uzmanı olarak çalışan ‘adam’ şirketi tarafından bu C ülkesine görevlendiriliyor.
Ne var ki C ülkesi bulaşıcı ve ölümcül bir hastalığın kol gezdiği, karantinaların yaşandığı,
güvenliğin üst düzeye çıkarıldığı,
çöp dağlarına mesken olmuş caddeler ve sokaklarla çevrili, kasvetli bir memleket.
Yaşaması zor.
Kahramanımız için de öyle oluyor.
Hemen her şey daha havalimanından ülkeye girişinde başına geliyor ve ufak bir soruşturmadan geçiyor.
Kalacağı binaya geldiğinde önceki hayatının eşyalarının olduğu biricik valizini de çaldırıyor.
En az altı ay en fazla beş yıllığına bu göreve atanan kahramanımızın dış dünya ile bağlantısı tam anlamıyla kesiliyor
ve bu yaban ellerde bir başına kalıyor.
Güç bela ulaştığı bir arkadaşından eski eşinin de evinde ölü bulunduğunu ve tüm şüphelerin kendisinde toplandığını işitiyor.
Kaldığı eve gelen polislerden kaçarken çöp yığınları arasında evsizlerle yaşamaya başlıyor.
Öldürdüğü fareler gibi yaşamaya mahkum olup,
çöpten bulduklarıyla besleniyor.
İnsanlıktan çıkıyor.
YouTube kitap kanalımda Doktor Ox'un Deneyi kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: ytbe.one/yf0me602lnY
Goethe'nin bir sözü vardır : "Müzik sıvı mimaridir, mimari ise donmuş müzik."
Hadi bu cümleden Doktor Ox'un Deneyi'ne doğru yol alalım.
Mimari, mimari, mimari... Nedir bu mimari hiç merak edip de bu konuda bir şeyler araştıranınız oldu mu gerçekten? Ya da içinde yaşadığınız o sıkıcı 3+1 tipinde daireler bulunduran apartmanlarınızda hayatlarınızı gayet rutin bir şekilde sürdürmeye devam ediyor musunuz? Bundan yıllar önce Goethe bir şeyler demiş oturduğunuz, baktığınız, deneyimlediğiniz, adım attığınız, dokunduğunuz her yer hakkında... Peki bu cümle size neleri çağrıştırıyor?
Donmuş birçok müziğin içinde yaşıyoruz biz ister kabul edin ister etmeyin. Bu müziğin tarzını ise bizler tasarlıyoruz. Donmuş diyoruz çünkü içinde yatan derin anlamları yine en iyi biz biliyoruz. Etrafınızda gördüğünüz bütün hareketi, bütün dikey uzantıları, bütün balkonları düşünürken Doktor Ox gibi bu milleti nasıl kolay yoldan hasta ederiz de bu sonu gelmeyen rutinliklerinden kurtarırız diyoruz ama imar yönetmeliklerine takılıyoruz. Doktor Ox gibi bir şeyler deniyoruz, sonucu iyi ya da kötü olsun. En azından deniyoruz. Oksijen seviyenizi biraz olsun değiştirelim, o durağanlığınıza bir dinamizm katalım diyoruz ama yine yapamıyoruz. Çünkü bu bir deney ve deneyin baş kahramanları müzik, mimarlık ve insanlar olunca akan suları durduramıyoruz. Sinirleniyoruz. Ox'un da dediği gibi siz insanların üstüne %79 oranda azot ve %29 oranda oksijen yollamak istiyoruz, bir şeylerin toplamının bir seferliğine de olsa 100 etmemesini istiyoruz -belki biraz heyecanlanırsınız da günlük hayatta olup biten muhteşem küçük olaylara karşı tepkilerinizi açığa çıkarırız diye-
ama
Değerli arkadaşlarım;
Bildiğiniz üzere İthaki Bilimkurgu Klasikleri Serisi yoluna baş koymuş biriyim. Çoğunlukla özelden mesaj yazan okurlar bu kitaplarla ilgili fikrimi almak istiyor. Her yazan kişiye sonuna kadar bildiklerimi aktarmaya çalışıyorum elbette. Fakat fark ettiğim üzere, genelde listeyi bilmedikleri için kitapları araştıramıyorlar ve hangisini tavsiye edersiniz diyerek genel bir soru soruyorlar. Ben de İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisine başlamak isteyenler için rehber niteliğinde şöyle iki video hazırladım: youtube.com/watch?v=zqjshLV...youtu.be/8HJe30qX65I
Serinin ilk 66 kitabını içeren bir koleksiyon videosu izlemek isterseniz:
youtube.com/watch?v=F8bUcor...
Ayrıca size faydalı olması açısından tüm listeyi paylaşıyorum. Liste güncellendikçe ben de buradaki listeyi güncelleyerek sizlere haber niteliğinde bir yardımda bulunmaya çalışacağım. Şimdiden herkese keyifli okumalar.
1- Dune - Frank Herbert
2- Kıyamete Bir Milyar Yıl - Boris ve Arkadi Strugatski
3- Maymunlar Gezegeni - Pierre Boulle
4- Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
5- Çocukluğun Sonu - Arthur C. Clarke
6- Doktor Moreau’nun Adası - H.G. Wells
7- Dune Mesihi - Frank Herbert
8- Işık Tanrısı - Roger Zelazny
9- Yıkıma Giden Adam - Alfred Bester
10- Yıldız Gemisi Askerleri - Robert Heinlein
11- Sürgün Gezegeni - Ursula K. Le Guin
12-