Beyza Tümsek Akarsu

Beyza Tümsek Akarsu
@beyzatumsek
İnsana en çok galebe çalan nitelikler: Midesi, iki bacağının arası ve dilidir. Bunlarla bu organlara ilişen şehvetleri kastetmekteyim. Sonrasında öfke gelir ki öfke, şehvetleri koruma görevindeki bir asker mesabesindedir. İnsan mide ve cinsel organından doğan şehvetlere kendini kaptırdıkça dünyaya bağlanır. Mal ve makam kopartmadan bu sevdasından vazgeçmez! Mal ve makam isteyince onda kibir, kendini beğenme ve baş olma sevdasına düşer. Zaten bunlar da peyda olduğunda nefsi o adama göz açtırmaz ki dünyadan yüz çevirsin. Bu psikolojideki kişiler dinden de hep kendilerini ön plana çıkaracak şeyler talep ederler ve sonunda gururlarına yenilirler.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Halktan yüz çevirmiş ve inzivaya çekilmiş bazı abdallara aramda şöyle bir diyalog geçti: -Tahkike nasıl ulaşılır? Onlar: -Dünyada bir yolcu gibi olmandır. -Bana öyle bir amel söyle ki onu yaptığımda kalbimin her an Allah ile beraber olduğunu hissedeyim? -Yaratılmışlardan gözünü çevir, onlara bakmak karanlıkta kalmaktır. -Bunu yapmam mümkün değil ki! -O halde sözlerine kulak asma çünkü onların sözleri kalbi katılaştırır. - Fakat bunu yapmam da mümkün değil! -O halde onlarla sıkı fıkı olma. Onlarla samimi olan kendine yabancılaşır. -Fakat benim tüm muamelem onlarla, bunu nasıl yapabilirim! -O halde onlara güvenme. Onlara güvenmek helak olmaya götürür. -Bu durum benim için çok ağırdır! Bunu dediğimde bana dönerek: “Ey falanca! Hem gafillere bakacaksın hem câhilleri dinleyeceksin hem batıl işlerle uğraşanlarla muamelede bulunursun ve kalbini daima Allah’ta tutacak bir fiil arıyorsun! İşte bu asla olmayacak bir iştir. O halde, riyazet dediğimiz eylemin amacı kalbin sürekli Allah’la olmasını sağlayacak bir hale ulaşmaktır. Bu da ancak kişinin Allah’tan başka her şeyden vazgeçmesiyle olur ki uzun uğraşlar sonucu mümkündür. Kişinin kalbi bu kıvama gelip Allah’la sürekli beraberlik haline kavuşunca rububiyet makamının celali ona açılır. Hakk ona tecelli eder. Ona Allah tarafından öyle kapılar açılır ki bunları anlatabilecek bir keyfiyet bulunamaz. Aksine her türlü niteleme bu yolda kısır kalır.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Alıntı
Böylece kalp O’ndan gayrı her şeyden arınır. Çünkü kalbin değişmez kanunu budur: Bir şeyle meşgul olduğunda, ondan başka her şeyi unutur. Dolayısıyla Allah’ı andıkça O’ndan başka her şeyi kaçınılmaz olarak unutacaktır.
Sayfa 105·Kitabı okudu
Alıntı
Sehl b. Abdullah et-Tüsterî: “Abdallar şu dört şeyle abdal oldu: Midelerini boşalttılar, seher vaktini değerlendirdiler, çenelerini kapadılar ve insanlardan uzaklaştılar.” demiştir. Bu arada açlık ve seher vaktinde uyanık olmanın birbiriyle doğrudan ilişkili olduğu unutulmamalıdır. Tokken seher vakitlerini değerlendirmenin imkânı yoktur. Zorunlu olan miktarın dışında uyku, kalbi katılaştırarak onu öldürür. Kontrollü uyku, gaybın sırlarını öğrenmenin anahtarıdır. Nitekim abdalların özellikleri sayıldığında: "Onların yemesi ihtiyaç, uykuları uykunun onlara galebe çalması ve konuşmaları da zorunluluk miktarı kadardır." denir.
Sayfa 101·Kitabı okudu
Alıntı
Ahireti kalbî bir nazarla müşahede eden kişi, zorunlu olarak ahiret toprağını isteyen ve onu arzulayan bir kişidir. O ahiretin kazancı için yollar arar durur, dünyanın nimet ve lezzetlerine rağbet etmez. Elinde bir boncuk tanesi olan, son derece kıymetli bir cevher gördüğünde elindekine iltifat etmez. Aksine hemen elindekiyle onu değiştirmenin yollarını aramaya koyulur. Kimin de ahiret tarlasından yüz çevirmiş, Allah'a kavuşmak gibi bir derdi kalmamışsa bu onun Allah'a ve ahiret gününe inancını yitirmiş olmasıyla ilgilidir! Burada iman derken içimizden gelen bir ses ya da sadakat ve ihlas olmaksızın dille tekrarlanan iki kelâmdan bahsediyor değilim. Bu, bir insanın cevherin boncuktan daha kıymetli olduğunu bilip sadece diliyle "cevher, cevher" diyen ve ona sahip olmayan birinin durumuna benzerdi zaten. Fakat bu lafzın hakikatine âgâh olmaktır ve başka bir şeydir. Kimisi de elindeki boncuğa öyle alışır ki aralarındaki farka rağmen cevhere ulaşmaya çalışmaz, boncuğu elinden çıkaramaz. O halde insanın Allah'a kavuşmayı istememesi ahlâklanma yoluna girmemesinden, ahlâklanma yoluna girmemesi de iradesiz olmasından kaynaklanır. İradenin yokluğu imanın yokluğuna, imanın olmayışı da imanı gösteren ve doğru yola iletenlerin olmayışına bağlıdır. Oysa âlimler Allah'a çağıran ve O'nun yollarını gösteren, dünyanın alçaklığına rağmen ahiretin sürekli ve ebedi oluşuna işaret eden kimselerdir.
Sayfa 97·Kitabı okudu
Alıntı