Ahireti kalbî bir nazarla müşahede eden kişi, zorunlu olarak ahiret toprağını isteyen ve onu arzulayan bir kişidir. O ahiretin kazancı için yollar arar durur, dünyanın nimet ve lezzetlerine rağbet etmez. Elinde bir boncuk tanesi olan, son derece kıymetli bir cevher gördüğünde elindekine iltifat etmez. Aksine hemen elindekiyle onu değiştirmenin yollarını aramaya koyulur.
Kimin de ahiret tarlasından yüz çevirmiş, Allah'a kavuşmak gibi bir derdi kalmamışsa bu onun Allah'a ve ahiret gününe inancını yitirmiş olmasıyla ilgilidir! Burada iman derken içimizden gelen bir ses ya da sadakat ve ihlas olmaksızın dille tekrarlanan iki kelâmdan bahsediyor değilim. Bu, bir insanın cevherin boncuktan daha kıymetli olduğunu bilip sadece diliyle "cevher, cevher" diyen ve ona sahip olmayan birinin durumuna benzerdi zaten. Fakat bu lafzın hakikatine âgâh olmaktır ve başka bir şeydir. Kimisi de elindeki boncuğa öyle alışır ki aralarındaki farka rağmen cevhere ulaşmaya çalışmaz, boncuğu elinden çıkaramaz.
O halde insanın Allah'a kavuşmayı istememesi ahlâklanma yoluna girmemesinden, ahlâklanma yoluna girmemesi de iradesiz olmasından kaynaklanır. İradenin yokluğu imanın yokluğuna, imanın olmayışı da imanı gösteren ve doğru yola iletenlerin olmayışına bağlıdır. Oysa âlimler Allah'a çağıran ve O'nun yollarını gösteren, dünyanın alçaklığına rağmen ahiretin sürekli ve ebedi oluşuna işaret eden kimselerdir.