İlham ormanın sessizliği içindeyken de, bir sefahat âleminin ortasındayken de gelebilir; fakat düşüncelerinizi şekillendirmek söz konusu olduğunda, ister çalışma odanızda inzivaya çekilmiş, ister bir sahnede hünerinizi sergiliyor olun, kontrolü tamamen elinizde tutmanız gerekir.
Daha genç bir meslektaşı ona bir keresinde neden günlük tutmadığını sorduğunda şöyle bir yanıt almıştı: “Hayatı yaşamak zaten yeterince zor. Tüm bu ızdırabı neden kaleme alayım? İşkence odası envanterinden başka bir şeye benzemeyecek nasıl olsa.”
Bir günü es geçerse kendisini fazla hırpalamazdı. “Bu her gün yapılması gereken bir iş, ama çalışmadığımda da suçluluk duymuyorum,” demişti. “Yazma zorunluluğu hissetmiyorum, hiçbir zaman da hissetmedim. Yazmaya karşı bir arzum, bir tutkum var, ama ‘dürtü’ kelimesi bu hisleri karşılamıyor.” Üretme hızından da rahatsız değildi. “Çok yavaş yazıyorum, ama haftanın beş günü, günde bir-iki sayfa bile yazsam, yılda 300 sayfa eder ki bu da bayağı bir yekun tutar.”