hayata aynı anda hem "evet", hem "hayır" diyen insan esasen traiik bir çıkmazdadır. Yani trajik evrenin özünde var olan bir şeydir. Çünkü maddî tarafımızla bu dünyaya zorunlu olarak bağlıyız. Fakat trajik olanın sanat eserine aksedip etmemesi, sanatçının tabiat karsısında aldığı tavırla doğrudan doğruya ilgilidir. İslām sanatlarında gerçekliğin kavranışıyla ilgili olarak verdiğimiz bilgilere dayanarak, Müslüman sanatçının trajik olandan şuurlu olarak kaçtığını söyleyebiliriz; fakat tabiatı ve hayatı olduğu gibi aksettirmek gayesinde olsaydı, şüphesiz. o da trajik biçime ulaşacaktı. Fakat maddilikten, dolayısıvla çatışmadan arındırılan bir dünyada trajedi düşünülebilir mi? Öyle bir dünya ki, Müslüman sanatçıyı doğrudan epik'e götüren "harikulade" artık orada tabii bir hadise haline gelmiştir. Tanpınar'ın ifadesiyle "harikulâde" insanın kaderiyle karşı karşıya gelmesini önlediği icin trajik doğmaz.