Bunun zoraki bir yakınlık olmasından korktum, sadece: “ Şimdi ne kadar güzelsiniz!” dedim.
Başka bir şey demedim. Çekildim, kapıyı açtım, geri geri giderek çıktım dışarı.
Ve o, içeride kaldı.
Gözlerinizden bazen öyle bir ışık taşıyor ki, ben hiç böyle göz görmedim, çiçeklere benziyor.
Ne? Hayır hayır, çiçeklere değil belki de şeye… Ben size öylesine vuruldum ki, her şey boşuna.
Kendimden geçmiş oturuyor, ona bakıyordum. Kalbim küt küt atıyor, damarlarımda kan ılık ılık akıyordu. Tekrar bir aile yuvasında oturmak, saatin tik-tak’larını dinlemek, kendi kendimle değil de genç, canlı bir kızla konuşmak, öylesine doyulmaz bir hazdı ki!