Tolstoy’un İTİRAFLARIM adlı kitabını herhalde 5-6 gün önce bitirmiştim. Ancak üzerinde yazmak için biraz bekleyip altını çizdiğim yerleri tekrar tekrar okuyup, düşünüp öyle yazmanın daha doğru olacağına inandım.
Bazı yazarların kitapları, yazarı çok iyi anlatan başyapıtlar olur. Tolstoy; okuduğum 2. Kitabı ile beni derinden etkiledi diyebilirim. Eğer bu kitabı 15 yıl önce okusaydım muhtemelen bu kadar tesir edici olmayacaktı.
Tolstoy; kitabında kendisini karşısına oturtmuş ve çocukluğundan gençliğine, gençliğinden olgunluğuna kadar ki olan yaşamını sorgulamıştır. Çocukluğunda herkesin inandığı din, sorgusuz sualsiz kendisine kabul ettirilmiş ve bir süre sonra dindar olan abisinin genç yaşta acı çekerek ölmesiyle Tanrı’yı sorgulamaya başlamıştır. İyi ve dindar olan abisinin ölmesi onu derinden etkilemiştir. Ölümü sorgulayan genç Tolstoy madem bir ölüm var, hayat ıstıraplarla dolu o halde bu hayata bir son verecek ölüm neden güzel olmasın? Bu dünyanın sıkıntılarından kurtulma yolu olan intihar düşüncesini de defalarca düşünmeye başlar böylelikle. Bir süre gençliğinde felsefeci ve düşünürleri, bilim insanlarını araştırmış. Görüşlerini benimsemiş. Hayatı ve varoluşu anlamlandırmaya, kendi içinde sorgulamaya başlamıştır. Bu görüşleri benimseyip araştırmayı sürdürdükçe çıkış yolu ararken dindar olup aslında dindar olmayan kişileri gördükçe çıkmaza doğru sürüklenmiştir. Pek çoğumuzun zaman zaman yaşadıkları ile kendi hayatını sorguya çektiği gibi aslında. İçinde yaşadığı ruhsal durumları ise şöyle ifade eder Tolstoy; “Varoluşsal sorulara cevap ararken kendimi ormanda kaybolmuş bir adam gibi hissediyordum. Bir açıklığa varıp ağaca tırmanıyordum ve etrafımdaki sonsuz boşluğu net biçimde görüyordum. Fakat açıklıkta hiçbir evin olmadığını ya da olamayacağını görebiliyordum;