Ormanın ta derinlerinden bir çağrı duyuluyordu. Bu çağrıyı, bu esrarlı bir şekilde heyecan veren, kendini büyüleyen çağrıyı duyduğu her sefer, ateşe ve onu çevreleyen ezilmiş topraklara arkasını dönmek, ormana dalmak, gitmek, gitmek istiyordu.
Netice şudur ki, bugün Batı dünyası, haksızlığını, hak diye gösteren hünerli bir gözbağcı, Doğu âlemi de bu gözbağcıya mahkûm ve ana hazinesinin anahtarını, ceketinin astarında kaybetmiş bir sarsaktan başka bir şey değil...
Sarsak : Herhangi bir hastalıktan dolayı ya da yaşlılık nedeniyle güçsüz kalarak vücudu titrer gibi sarsılan kimse.
Batının haçlı seferlerinden nâmütenahi ( ucu bucağı olmayan, sınırsız ) defa öldürücü olan ve onun usta parmaklarıyla ruhumuza kakılmış bulunan bu sefil küçüklük ukdesi yüzünden birkaç asırdır, hususiyle yüz yıldır, şarkta, bütün İslâm âleminde peydahlanan satıh inkılâpçıları, züppe ve papağan, dış yüz canbazları, şarkın kendi kendisine, Garbın Şarka bakışından da daha hakaretli gözlerle bakışını temsil eder; ve bu hâl her an biraz daha azgın, devam ede ede nihayet bugünkü zirve noktasına varır.
Kendi içimizde ve kendi cebimizde kaybettiğimiz, sonra körler gibi el yordamıyla eşya ve ḥâdiѕeleri sığayarak hep dışımızda ve yabancı ceplerde aradığımız, aradıkça kaybettiğimiz, kaybettikçe bulduk sandığımız, bulduk sandıkça kaybımızı derinleştirdiğimiz anahtarın kum üzerindeki yuvası..."Büyük Doğu" budur. O, hem bir mâna, hem bir madde, hem bir zaman, hem bir mekân ismi; ve belli başlı bir ruhun, kendisiyle beraber bütün insanlığa örnek halinde donatacağı Doğu âlemine remz...