İnsanlar yaşlanıyordu, bunun ayrıcalığı yoktu ama yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktası ise bir insanın “Nasıl görünüyorum?” sorusundan, “Nasıl görüyorum?” aşamasına geçmesiydi.
Bu noktada insan artık yarışta değil jüride olmalıydı, altın değil sarraf kimliğine bürünmeliydi, değerlendirilen değil değerlendiren konuma geçmeliydi. Olgunlaşma bu demekti. (s. 134)
Geçmişi geride bırakmak, diye düşündü Jan. Söylemesi kolay. Hele ki o geçmiş insanı cevaplanmamış pek çok soruyla birlikte geleceğe göndermişse. (s. 54)