Ben sana sırtımı yaslamadım hiç.
Seni ta en başından beri sırtım bildim.
İnanmak nedir diye düşündüm bugün biraz.Benim dışımdaki insanlar için sadece bir kelimeden ibaret olma ihtimalini düşünmek istemedim çünkü her insan için inanmanın başka başka sebepleri olduğu gibi farklı inanış şekilleri de olabilir diye düşündüm.
Sonra benim için inanmanın ne demek olduğunu düşündüm epey.
İçimdeki inanma tanımının benim için “bir ömürlük bekleyişin, sabrın ve sevginin adı”. olduğuna karar verdim..
Birine inanmak tam da böyle olmalıydı çünkü.
İnanmanın içinde sabır olmalı,beklediğin yahut bekleyenin olmalı ve en çokta sevgi olmalı.
Senin içinde en çok ne var derseniz üçünü birbirinden ayıramam derim.
Sevginin olmadığı yerde sabır da olmaz,
Sabrınız birazcık eksikse beklemekten de yorulursunuz.
Ve yorulduğunuzda sevginiz eksilmez belki ama sevdiğinizi de yormaya başlarsınız.
Tıpkı benim gibi.
Sevgi ne kadar büyük olursa olsun eğer o sevgiyi ifade edişiniz yaralıyorsa sevdiğinizi işte o zaman sabır dediğimiz o his yerini öfkeyle savaşa bırakıyor zamanla.
Ben sana inanmayı seçtim.
Her şeyden önce buna inanıyorum.
Aramıza giren mesafelere, geçmeyen günlere, bitmek bilmeyen özlemlere rağmen içimde bir yer var hiç vazgeçmeyen.
Neden vazgeçmiyorsun dersen de;
“Sana inanmayı bırakınca kendini kaybediyorum” derim..
Çünkü sana inanmak kendime inanmak benim için.
Çünkü sana inanmak iki nefeslik ömürde şu yalan hayata inanmak.
“Her şey güzel olacak” derken sen her şeyin güzel olacağına inanmak sana inanmak.
Sana inanmak gökyüzünde bir serçe misali süzülüp en sevdiğim dallarda soluğumu kesen rüzgara karşı durup yeniden o rüzgara rağmen kanatlanıp uçmak gibi.
Yorgunum biraz son günlerde.
Geceleri uzun uzun düşünüyorum;
Sesini duymadan geçen günleri,
sana sarılamadan uyuduğum