Ahmet Hamdi Tanpınar’ı ilk defa okudum ve inanılmaz benzetmeleri ve sonu gelmeyen nerde bu nokta dediğim cümleleri oldu.Bizim zamanımızda Öss paragraf soruları vardı. Bir soru bir sayfayı kaplardı cümlenin sonuna geldiğimde ne okuduğumu unuttuğum o sorular, o yıllar…
Eğer sizde Tanpınar okuyorsanız kâh çeşmeler size bir hikâyeyi terennüm eder,kâh bir şehir güzel ve sevmesini bilen bir kadın gibi size mazisini açar.Bazen etrafınızda uçuşan altın renkli samanlar yüzününüzü okşar bazen de Evliya Çelebi Bursa’da bir çeşme olur size güzel şehrin zaman içinde geçirdiği macerayı bir su damlası gibi aktarır bazen de bir mahalle süslü bir geline benzetiliverir.
Ve İstanbul … İstanbul bazen çok sevilen bazen de hiç sevilmemiş bir kadına benzer bazen de iyi bir elmas yontucusunun eline geçmiş bir mücevher gibidir diyor Tanpınar.
Kaldığı şehirlerden beş tanesini ele almış. Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul. Her yerin tarihini ve şimdiki zamanını karşılaştırmış. Ona göre şimdiki zaman 80 yıl öncesi. Ve yeri gelmiş kaybolan geleneklere ya da değişen mahallelere üzülmüş. İçimden dedim ki bir de şimdi görse ne yapardı acaba?
Okurken zorlandım evet çünkü uzun cümlelerin arasına bir de bir sürü yazar, ressam, seyyah vb kişilerin isimleri ve eserleri sıkıştırılmış. Tabi onlar hakkında da bilgi sahibi olursanız Tanpınar anlatırken aaaa evet haklı diyebilirsiniz. Mesela Koçi bey,Moliere, Katip Çelebi, Naili, Yahya Kemal, Hasan Ali Yücel,Abdülhak Şinasi, Necmettin Halil,Ali Mümtaz Arolat, Recaizade ve Nerval sadece hatırladıklarım. Daha kitapta niceleri var. Kiminin sadece bir kitabını okudum kimini tanıyorum ama hiç okumadım kimini çok severim. Velhasıl kelam o bahsettikçe Googledan bakmaktan yoruldum. O ne demiş burda ne anlatılmış bu ne demek ki acaba? diyerek kitap bitti