Buna mı tav oldun? Buna mı tav oldun! Evet, buna mı tav oldun, güzel söyledin. Ahitleşmedik mi? "Elestü bi-rabbikum, ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğimde "Bela, evet," demedin mi? Sen bana söz vermedin mi? Ben bir şeye muhtaç olduğumdan mı sana emirler, yasaklar koydum? Haşa! Ama sen benim hatırımı gözetmedin. Kulunun tövbe etmesi hâlinde Allah seviniyor. Hem de nasıl seviniyor. Neye? Senin tövbe etmene. Niye peki? Bu, sana olan sevgisinin şiddetini, gayretini ve seni kıskandığını gösteriyor. Bu hususta bir örnek daha arz edeceğim. Sahabilerden Muâz b. Cebel bir soru soruyor Resulullah Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulullah, hanımımı suç hâlinde görsem, cezalandırmak için bir şey yapamaz mıyım? İnisiyatif alamaz mıyım? İhkak-ı hakta bulunamaz mıyım?" Efendimiz (s.a.v.), "Hayır!" buyuruyor. "Dayanamam ya Resulullah," diyor, "dayanamam." Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, "Kavminizin reisinin gayretini gördünüz, o çok gayret sahibidir, yani kıskanır. Ben ondan daha gayretliyim, Allah benden gayretlidir." Buradan anla ki sen hududa tecavüz edersen, Allah indindeki durumun ne olur? Yani Allah'ın fuhşu men etmesi, Allah tarafından fuhşun yasaklaması, kuluna olan gayretindendir. Kıskanıyor bizi.
her karşılaşma tekme ısırık dövüş bi saat atışma :)))
Shen Zechuan'ın gözleri aşağıya kaydı. - Bu güzel bir kılıç. + Peki adam değil mi? - Buna nasıl cevap vermemi bekliyorsun? Bu oldukça uygunsuz bir soru. + Keskin bir gözün var. Çok az kişi iyi bir kılıcı tanıyabilir. - Adamın kendisi zarif giyinmişse..tabii ki giydiği her şey kalitelidir. Şanslı bir tahmindi, kör bir kedi bile ara sıra ölü bir fareye rastlar. + Neden beni övdüğünde, hayalet görmüş gibi hissediyorum? - Sık sık övülmüyorsun değil mi? En içten sözlerimi henüz söylemedim bile. + Kendini dizginlemede iyi görünüyorsun. Bu geceki olay yüzünden, sanki yakınmışız gibi konuşuyorsun. Ama dinleyicilerin artık yok. Neden rol yapmaya devam ediyorsun? - O zaman ne yapmalıyım? Seni tekrar ısırmalı mıyım? + Bu bedeni başkalarını baştan çıkarmak için kullanıyorsun. Bana öyle bakarsan, neyin peşinde olduğunu düşünmeyeceğimi mi sanıyorsun? - Ama ben doğuştan sevgi dolu gözlere sahibim. + Ne kadar da yazık. İçlerinde sadece entrikalar ve hesaplar var! - Ben düşük bir sınıfta doğdum. Entrika çevirmeden bu oyunu nasıl oynayabilirim? + Bu gece yaptıklarım kendim içindi. Senin için olduğunu düşünme. - Bu gece ay çok güzel. Neden havayı bozmak zorundasın?
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Çünkü en büyük hatalar, soru sormaktan korktuğumuzda gerçekleşir.
Sayfa 13
Konunun daha iyi anlaşılması için mezokortikal ve mezolimbik yolakları ayrı ayrı anlatmaya çalışsak da ödül ve motivasyonla ilgili süreçlerin çoğunda her iki yolağın beraber çalıştığını ve birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olduğunu özellikle belirtelim. O nedenle eğer karşımızda limbik sistemimizin zaaflarını bilen zararlı bir seçenek varsa prefrontal korteksimizi doğrudan devreye sokmak zorundayız. Böylece dopamin devreleri üzerinde kısmen de olsa söz sahibi olabiliriz. Buradaki anahtar kalıbımız "kontrol altında tutmak". Çünkü limbik devrelerimiz birçok ödül karşısında kontrolden çıkmaya bayılır. Zaten kafamızın üzerindeki parmakların en çok güvendiği zaafımız budur. Karşımıza sürekli bizi cezbedecek şeyler sunarlar ve böylece dopamin aracılığıyla tüm davranışlarımızı kontrol etmeye çalışırlar. İşte can alıcı soru tam burada karşımıza çıkar. Siz mi dopamini kontrol edeceksiniz yoksa dopamin mi sizi kontrol edecek?
Sayfa 59
Necaşi'nin huzuruna çıktılar. Muhacirler sözcü olarak, ifade kabiliyeti güzel olan Ca'fer b. Ebi Talib'i seçtiler. Huzuruna çıkan Cafer' e Ashame; "Sizin dininiz nasıl bir dindir ki, hem kendi atalarınızın dinini bıraktınız, hem de bi­ zim dinimize girmediniz?" diye soru yöneltti. Ca'fer de; "Ey kral! Biz cahil bir kavim idik. Putlara tapar; ölü hayvan eti yer; her türlü kötülük yapar; akrabalarımızla alakayı keser; onların hukukuna riayet etmez ve komşuluk vazifelerimizi yerine ge­ tirmezdik. Güçlü olan, güçsüzü ezerdi. İşte böyle iken, Allah bizden, soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini, namus ve iffetini çok iyi bildiğimiz birini peygamber olarak gönderdi. O bizi, bi­zim ve babalarımızın, Allah'tan başka taptığımız taşları ve put­ ları bırakıp, Allah'ın birliğine iman etmeye ve yalnızca O'na ibadet etmeye çağırdı. Doğru söylemeyi, emanete riayet etme­yi, akrabayı gözetmeyi, komşulara iyi davranmayı, haramlar­ dan ve her türlü cinayetten uzak durmayı bize emretti. Bizi ah­ laksızlıktan, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, namus­lu kadına dil uzatmak ve iftira etmekten de men etti. Ve yine bize namazı, zekatı ve orucu emretti. Bizler bu Peygamber' e inandık ve O'nun davet ettiği şeyleri kabul ettik. Bir ve tek olan Allah'a ibadet ettik ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmadık. O'nun bize helal kıldığını helal, haram kıldığını haram olarak benimsedik. İşte bunlardan dolayı kavmimiz bize düşman ke­sildi. Bizi dinimizden döndürüp putlara tapmaya; daha önce yapmakta olduğumuz çirkin şeyleri tekrar yapmaya zorladılar. Biz de onların baskı ve işkenceleri karşısında ülkene göç et­meye karar verdik; seni tercih ettik. Zira senin zorba olmadığı­nı, kendine sığınanları koruyacağını ümit ettik." dedi.
Sayfa 73·Kitabı okudu
Din
Niyet, kalben abdesti kastetmek, hadesi gidermeyi niyet etmek veya ancak temizlikle sahih olan bir ibadeti yapmayı amaçlamaktır. Mâlik, Şâfiî ve Ahmed’e göre abdestte niyet farzdır. Delilleri Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şu sözüdür: “Ameller ancak niyetlere göredir.” Bizim delilimiz ise şudur: Hz. Peygamber (s.a.v.), kendisine abdest hakkında soru soran kişiye niyeti öğretmemiştir. Ayrıca abdest, namazın bir şartıdır; bu nedenle namazın diğer şartları gibi niyete ihtiyaç duymaz.