Necaşi'nin huzuruna çıktılar. Muhacirler sözcü olarak, ifade kabiliyeti güzel olan Ca'fer b. Ebi Talib'i seçtiler.
Huzuruna çıkan Cafer' e Ashame; "Sizin dininiz nasıl bir dindir ki, hem kendi atalarınızın dinini bıraktınız, hem de bi zim dinimize girmediniz?" diye soru yöneltti. Ca'fer de; "Ey kral! Biz cahil bir kavim idik. Putlara tapar; ölü hayvan eti yer;
her türlü kötülük yapar; akrabalarımızla alakayı keser; onların hukukuna riayet etmez ve komşuluk vazifelerimizi yerine ge tirmezdik. Güçlü olan, güçsüzü ezerdi. İşte böyle iken, Allah bizden, soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini, namus ve iffetini çok iyi bildiğimiz birini peygamber olarak gönderdi. O bizi, bizim ve babalarımızın, Allah'tan başka taptığımız taşları ve put ları bırakıp, Allah'ın birliğine iman etmeye ve yalnızca O'na ibadet etmeye çağırdı. Doğru söylemeyi, emanete riayet etmeyi, akrabayı gözetmeyi, komşulara iyi davranmayı, haramlar dan ve her türlü cinayetten uzak durmayı bize emretti. Bizi ah laksızlıktan, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, namuslu kadına dil uzatmak ve iftira etmekten de men etti. Ve yine bize namazı, zekatı ve orucu emretti. Bizler bu Peygamber' e inandık ve O'nun davet ettiği şeyleri kabul ettik. Bir ve tek olan Allah'a ibadet ettik ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmadık.
O'nun bize helal kıldığını helal, haram kıldığını haram olarak benimsedik. İşte bunlardan dolayı kavmimiz bize düşman kesildi. Bizi dinimizden döndürüp putlara tapmaya; daha önce yapmakta olduğumuz çirkin şeyleri tekrar yapmaya zorladılar.
Biz de onların baskı ve işkenceleri karşısında ülkene göç etmeye karar verdik; seni tercih ettik. Zira senin zorba olmadığını, kendine sığınanları koruyacağını ümit ettik." dedi.