âmine

Bunca emanetini, bunca yangının gömleği ile sırtlandığım halde, bütün gölgelerini olmayan gözlerimle buğular, sisler ardından gördüğümü vehmettiğim halde, o asıl ülkeye hiç ulaşamadım. Ben yaklaştıkça, o ödünç ve büyülü bir tüy bırakarak arkasında, eskisinden daha fazla uzaklaştı. Çünkü bende sadece onu uzaklaştırmak için kabiliyet vardı. Çünkü ben sürekli dağılıyor ve parçalanıyordum. Bir türlü birleşecek ve görecek kabiliyetim olmuyordu.
Reklam
Ne kadar isterdim, ne kadar isterdim bir akşamüzeri müjdeci bir ses kapımı çalsaydı ve gözlerimi kamaştıran bir kuyruklu yıldız suretinde nefesimin artık kesildiği bir an içinde saltanatıyla odamı aydınlatsaydı. Ona saatlerce içimdeki ülkeden bahsedebilseydim ve o, ışığıyla bana içimdeki ülkenin de içindeki cevher ülkeyi anlatsaydı. Ona içimdeki ülkenin, aslından ödünç alınmış bütün bulutlarını ve akşamlarını gösterebilseydim ve sonra ona şimdi bana bütün bunları yorumla ve bana gerçeği, kalıcı ve mutlak olanı aydınlığında göster diyebilseydim. Ne kadar isterdim bir akşamüzeri bir müjdeci sesin kapımı çalmasını...
Hattat seni terk etmeliyim. Hattat seni terk etmeliyim.
Kendine inanmayanların spekülasyonları devam ediyor, bu kuşatmayı koruyan dünya onları hor görüyor.
Medya dünyasının doğasında olayların insani duygularından arınması varken insanlar trajedi yaşamadıkça gerçekten olanları anlatabilmek mümkün mü?
Reklam