Dostoyevski’nin ilk romanı olarak bildiğimiz İnsancıklar’ı nihayet okuma fırsatı bulabildim.Kitap gayet sade ve akıcı bir dil ile kaleme alınmış.Diğer kitaplarından sonra beklenti epek yüksek olsa da ben samimi anlatımından dolayı beğendim kitabı. Eğer Dostoyevski okumadıysanız kronolojik olarak da sırayı takip edebilir, bu kitaptan başlayabilirsiniz.Kitap, Varvara Alekseyevna ile Makar Devuşkin’in karşılıklı mektuplarından oluşuyor.Mektuplarda ortak tema ise yoksulluk üzerine kurulu.Günlük zaruri ihtiyaçların dahi karşılanamadığı ,hayata dair ümitsizliğin, amaçsızlığın hüküm sürdüğü mektuplar silsilesine eşlik ediyoruz.
Kitaptaki ana karakterimiz Makar, orta yaşlı bir memur.Her gün sabahtan akşama kadar çalışmasına rağmen ne doğru dürüst kirasını ödeyebiliyor, ne de üzerine bir kıyafet alabiliyor.Bu kadar çalışıp, kendi zevki için hiçbir şey yapmayan bir insanın kirasını dahi ödeyemediği bir hayat düşünün...Kira demişken, her odasını farklı bir ailenin kiraladığı bir evden bahsediyoruz.Her odada ayrı bir yaşam mücadelesi, ayrı bir sefalet, ayrı bir acı kol geziyor.Kimi hastalıktan ölüyor, kimi yiyecek bir şey dahi bulamıyor.Alt sınıf Rus toplumsal hayatının ve bu küçük ‘’insancıkların’’ yaşadığı psikolojik sıkıntıların başarılı analizini görüyoruz.
Yine alışık olduğumuz Rus edebiyatındaki ‘’memur’’ tiplemesini Makar’ın gözünden seyrediyoruz.Kitabın bir yerinde Gogol’un Palto’suna da atıf yapılıyor.Açıkçası Makar Devuşkin ile Palto’daki ana karakterimizi çok benzettim ben.Dostoyevski’nin bu öyküden esinlendiği çok açık.Her ikisinde de alt sınıftan bir memurun yaşam mücadelesi ve çaresizliği tasvir ediliyor.Aynı şekilde Makar Devuşkin de sürekli giydiği eski kıyafetlerinden utanan ama yenisini almak için parası olmayan, iş yerinde farkedilmemek için çaba gösteren bir