Şafağın sökmesiyle devasa bir kampın ama hatları görünür olmasa başladı: Uzayıp giden sıra sıra dikenli teller, gözetleme kuleleri, tarama ışıltı ve şafağın griliği içinde düz ıssız yollarda kim bilir nereye doğru sürüklenen kılıksız insanlar... İçeriden komut veren bağırışlar ve düdük sesleri duyuluyordu. Bunların anlamını bilmiyorduk.
O andan başlayarak güneş, ay ve yıldızlar huzurla varlıklarını sürdürebilirken, ben gece mi olmuş gündüz mü farkında bile değilim, gözüm dünyayı görmüyor.
O bir melek! Laf işte! Herkes kendisininki için böyle demez mi? Onun ne kadar mükemmel olduğunu, niçin mükemmel olduğunu sana anlatabilecek durumda değilim; kısacası o bütün duygularımı esir almış durumda.
Söylüyorum sana değerli arkadaşım, duygularım dizginlenemez hale gelince mutlu bir kayıtsızlık içinde yaşantısının dar çemberinde dönen, günlük geçim derdine düşen, yaprakların sararıp döküldüğünü görünce kışın geldiğinden başka bir şey düşünmeyen böyle bir insanın görüntüsü, içimdeki bütün kargaşayı yatıştırıyor.