Müslüman yazarlar dinlerin kökeni problemi ile uğraşmanın yerine İslâm dışındaki diğer dinlerin nasıl tahrif olduğu konusuyla ilgilenmişlerdir. Bundan dolayı müslüman dinler tarihçilerinin çalışma amacı tamamen olmasa bile esasta apolojiktir.
Geleneksel dinde büyük tanrıçaların sahip olduğu prestij, dişi olanın kutsallık derecesine yüceltildiğini gösterir. Bununla birlikte, kentlerin doğuşu, daha haşin, fiziki güce dayalı erkeksi özelliklerin dişil özellikler karşısında daha fazla yüceltilmesini ifade etmiştir. Bu andan itibaren kadınlar marjinal bir konuma itilmiş ve yeni yeni dönemin uygarlıklarında ikinci sınıf yurttaşlar haline gelmişlerdir.