Şu Çılgın Türkler, bana göre yalnızca bir tarih kitabı değil; bir milletin imkânsızlıklar içinden nasıl yeniden doğduğunu anlatan çok güçlü bir eserdi. Daha önce yine Diriliş kitabını okumuş ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde yaşanan zorluklardan etkilenmiştim. O kitap bende tarihe karşı büyük bir ilgi uyandırmıştı. Ardından devam niteliğinde gördüğüm bu kitabı okumaya başladım. Yaklaşık bir yıldır elimde olmasına rağmen bir türlü tamamlayamamıştım; fakat bugün itibarıyla kitabı bitirdim. Okul hayatında ve sınavlara hazırlanırken Kurtuluş Savaşı’nın ne kadar zor şartlarda kazanıldığı hep anlatılırdı, ancak bu zorlukların boyutunu gerçekten hayal edemiyormuşum. Kitap, olayları parça parça sahneler hâlinde ve ayrıntılı betimlemelerle anlattığı için yaşanan acıları daha derinden hissetmemi sağladı. Mehmetçiğin çoğu zaman silahsız, mermisiz, aç, susuz ve yorgun şekilde savaştığını okumak beni çok etkiledi. Askerlerin ayağında doğru düzgün bir postal bile olmadan cephede mücadele etmesi, geceleri soğukta donmaları, gündüz sıcağın altında kavrulmaları insanın içini sızlatıyor. Bunun yanında halkın yaptığı fedakârlıklar da en az savaş kadar büyüktü. Kadınların, yaşlıların ve çocukların cepheye yardım ulaştırmak için gösterdiği çaba, milletin nasıl tek yürek olduğunu gösteriyordu. Düzenli ordunun kurulması sürecinde verilen emekler ve çekilen sıkıntılar bugün sahip olduğumuz devletin ne büyük bedellerle kurulduğunu açıkça ortaya koyuyor. Özellikle Kütahya-Eskişehir geri çekilişi Sakarya Zaferi ve ardından gelen Büyük Taarruz bölümleri beni çok duygulandırdı. Vecihi Hürkuş’un uçağı onarıp yeniden cepheye kazandırması gibi olaylar, Türk milletinin imkânsızlıklar karşısında bile vazgeçmediğini gösteriyordu. Askerlerin maaşlarını biriktirip orduya uçak alması ise fedakârlığın en