"Hangi sebeple olursa olsun," dedi Albert, "bazı olayların her zaman için günah sayıldığı konusunda bana hak vermelisin."
Omuz silkerek ona hak vermediğimi ima ettim. -"Yine de dostum," diye devam ettim, "bu konuda da bazı istisnalar var. Hırsızlığın günah olduğu doğrudur: ama insan kendini ve yakınlarını o an söz konusu olan ölümcül bir açlıktan kurtarmak için hırsızlık yapıyorsa, merhamet mi yoksa ceza mı görmeli?"
Onun yanında tüm hırslarımdan arınıyorum. Onun yanındayken bana neler oluyor hiç bilmiyorum, sanki bütün sinirlerim ruhumu alt üst ediyor. - Bir meleğin yeteneğiyle piyanoda çaldığı öyle sade, öyle içli bir melodisi var ki! Bu onun en çok sevdiği şarkı, daha ilk notasını çalar çalmaz, beni tüm acılardan, kargaşalardan ve huzursuzluktan uzaklaştırıyor.
Ah, tesadüfen parmağım onunkine dokununca, ayaklarımız masanın altında birbirine değince öyle heyecanlanıyorum ki! Ateşten kaçarcasına geri çekiliyorum, sonra gizemli bir güç beni yine öne doğru çekiyor - bütün duygularım yüzünden başım fazlasıyla dönüyor.-
Grup içinde ondan bahsedilirken sergilediğim aptalca tavırları görmelisin. Hele hele bana onu beğeniyor muyum diye sorulduğunda. -Beğenmek! Bu sözcükten ölürcesine nefret ediyorum.
Ben Lotte'nin gözlerini arıyorum; o kâh birine kâh öbürüne bakıyor! Ama bana sıra gelince! Bana! Bana! Tamamıyla ona odaklanmış halde orada öyle dururken, beni görmüyor bile! -Kalbim ona bin kez adieu diyor! Oysa o beni görmüyor! Fayton hareket edip giderken gözlerim doluyor! Arkasından bakıyorum ve Lotte'nin arabanın kapısından dışarıya çıkan şapkasını görüyorum, bakmak için arkaya dönüyor, oh, yoksa bana mı? -Dostum! Bu çelişki içinde gidip geliyorum; benim avuntum da bu: Belki de bana bakmıştır! Belki! - İyi geceler! Ah, nasıl da bir çocuğum ben.