Zihnimiz ve kalbimiz binbir parçaya bölünmüş durumda. Her tarafa yetişmeye çalışıyoruz. Yorgunuz bundan dolayı, asabiyiz ve gerginiz. Bu koşuşturma bizi helak ediyor. Hayatın gürültüsünden birbirimizi göremiyoruz. Gürültü var: Ne bir ses duyuyoruz ne de sesimizi duyurabiliyoruz. Hızın esaretinden birçok detayı ıskalıyoruz. Detaylar ki, güzellikleri ve sırları gizler kıvrımlarında. Sahte hazların peşinde koşturmaktan bir türlü huzur bulamıyoruz.
Bakmalı oysa, görmeli ve seyretmeliyiz. Tefekkür edip perdenin ardındakine kulak kesilmeliyiz. Vakit daraldı çünkü ve sözler birikti, bilmeliyiz. Vakit daraldı ve söyleneceklerin çoğu söylenmedi henüz, uyanmalıyız.
Öyleyse durup dinlemeliyiz. Durup dinlenmeliyiz. Durup düşünmeliyiz. Ama bir durmalıyız önce. Durmalı, durulmalı, durulanmalıyız. Ve içimize doğru bir yolculuğa çıkmalıyız. Yola çıkmalı, yolda olmalı ve yol almalıyız. Yolu bulmalı, yol olmalıyız.
Ne demişti şair: "En uzun yoldur, insanın içi."
Öyleyse, herkes içine baksın. Zira çözüm oralarda bir yerde gizli.
Canınız acıdığında birbirinizin ismini söylemenin şifasına inandınız zaman içinde. İsminizi tekrar etmek ikinize de iyi geliyor. İsmin onun ağzından öyle çıkıyor ki, bu dünyada her şeye kuvvet yettirecek kadar güçlü ve değerli hissediyorsun kendini. Ama gerçek bu değil, gücünün yetmediği, aciz kaldığın bir hayat pusuya yatmış bekliyor hemen arkanda. Asıl güçlü olan o, asıl gözü pek, asıl cesaretli olan o; seni bu dünyada her şeye inandıracak kadar umut, direnç, tutku ve şefkat var sözlerinde.
Sözcüklerin dizine yaslamasaydın ağrılı başını, bütün bunlara dayanacak gücün kalmayacaktı. Dayanabilmek için, kırık kanadına şifa için, savunmasız kumdan kalelerine kuvvet için yeni kelimeler diledin Allah'tan. Yeni kelimeler. Kendini iyileştirmek için. Kendini iyileştirmek için.