Yanıldın. Utanç içinde fark ediyorsun çürümenin bulaşıcı olduğunu, insanın çürümeye başladığında yakınında duran diğerlerine de sirayet ettiğini. O rahatsız edici, kesif kokuların içinden bir yerlerden geldiğini anladın. Çürümeye başladığını. İçten içe. Farkında bile olmadan. Bahaneler içinde boğulurken.
Şimdi oturmuş kara kara bununla nasıl baş edeceğini düşünüyorsun. Kalbindeki o karanlıkla. Halis bir ur gibi zaman geçtikçe bütün vücuduna yayılacağını biliyorsun. Yalnızlığın bir karantina gibi koruyacağına inanmıştın.
Kendinle baş başa kaldın. En büyük düşmanınla. Bahnesiz. Tesellisiz. Çaresiz.
İnsanlarla arana uzaklıklar serpiştirdin, kötülüklerden korunmak için. Karanlık gölgeler çevirdi her yanını. Başkalarına olan uzaklığın seni kendine yakınlaştıracağına inandın. Olmadı.
Kendini iyileştirmeye dair bütün inançlarını yitirmekten korkuyorsun epeyce zamandır. Bir de birine inanmaktan. Tekrar boşluğa düşmenin, aynı hayal kırıklıklarına savrulmanın geçmeyen korkusu.
Umutsuzluk içinde debelenirken birine inanmaya başladın. Bunu beklemiyordun, şaşırdın. İlk anda aklını istila eden tereddütlerinle kavga etmekten yorulunca inanmanın sıcak kucağına bıraktın kendini.
Kayıp bir ruhun, yolda karşılaştığı başka kayıp ruhta teselli ve güç bulmasıydı karşılaşmanız. Birbirinizi buldunuz, birlikte aramanın cesaretine eriştiniz, zaman geçti ve yan yana olunca ne aradığınızın önemi kalmadı. Bulacağınız şeyin ayrılık getirmesinden endişe ettiniz belki de. Yüz yüze bakakalmayı seçtiniz, ötekinin yüzünde kendini görmeyi.
Göğsünün ortasına dünya değdi. Avuçlarının içinde, alnının çatında, gözlerinin karasında dünya lekeleri. Gittiğin her yerde o lekeler ele veriyor seni.
Geri dön!
Doksan dokuz kere af dile. Doksan dokuz ayrı isimle haykır acizliğini. Doksan dokuz ayrı tövbeyle merhamet iste.
Âşığın külleri, kefaretidir.
Birbirinize şifa olduğunuz kadar yara oldunuz. Böylece zamanla her şey karmakarışık oldu. Şifa aramak için birbirinizin yanına koşarken, yeni yaralar açtınız kalbinizin her yanında.