Nasıl oluyor da en büyük yokluk sancısını, en yoğun kaybetme korkusunu ona en yakın olduğun anlarda yaşıyorsun? İçini onun kokusuyla doldurmuşken hem de. Bedeninizdeki tüm eksiklikleri birbirinizle tamamladığınız anlarda. İnsanın ölümünün doğumuyla başlaması kadar tuhaf. İnsandaki çürümenin, yaşadıkça artması kadar garip, anlaşılması güç. Varlık içinde yokluk, umudun içinde hüzün; kendi evinde kaybolmak kadar şaşırtıcı, anlamsız, ahmakça.
Kesif, koyu, boğucu bir anlamsızlık çukuruna düşmemek için ucundan tutunacağın sebepler sebepler uyduruyorsun can havliyle; bir çocuğun olur olmaz eşyalardan oyuncaklar yapıp oyun kurması kadar masum. Bir o kadar acıklı.
İçinde bulunduğu kalabalığa karışmayı beceremeyen insanlardan biriydi. Öylelerini görüyorsun bazı yerlerde. Kalabalığın içinde duruyorlar ama bir şey aralarına karışmasına engel oluyor.
Suçu yola atarak teselliler buluyordun kendine, tükendi. Dümdüz yolda ilerlerken düşen o köpeği görünce anladın hakikatin ne olduğunu.
Hızlıca uzaklaştın oradan. Elinden gelseydi kendinden de uzaklaşacaktın, yapamadın.
Herkes kendi kuyusunu kalbinde taşır, biliyordun.