“Biraz şikayet edecek olursam,” diyordu yüreği’ “bu yalnızca benim insan yüreği olmamdandır ve insanların yürekleri böyle olur. Ulaşmaya layık olmadıklarını ya da ulaşamayacaklarını sandıkları için en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar. Dirilmek üzere sona ermiş aşklar, olağanüstü olabilecek, ama olamayan anlar, keşfedilmesi gereken, ama sonsuza dek kumların altında kalan hazineler daha aklımıza gelir gelmez bizler, yürekler hemen ölürüz. Çünkü böyle bir durumla karşılaşınca ölümcül acılar çekeriz.
“Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?”
“Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.”
“Bir hain olsa da mı?”
“İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.
Hakkıyla eğitilmemiş bir insan, insanlara ilişkilerinde daima problem yaşayacak ve çevresini rahatsız edecektir. Yönü ahirete dönük olarak ahlaki gelişimini tamamlamamış, kendini geliştirmemiş bir insanın çevresine verdiği zararı anlatabilmek için eskiler; “Can çıkmadan huy çıkmaz.” demişler. O halde yaşlanmadan önce, hatta çok erkenden bir çaba ile canın bedenden çıkmasını beklemeden iyi yönde değişmelidirler ki, bu insanlar “huysuz ve geçimsiz bir ihtiyar” olarak adlandırılmayı hak etmemiş olsunlar. “iyi insan” olmayı evvelinde başarabilirsek, yaşlılığımız da sevilen, sayılan insanlar arasında olabiliriz inşallah.