Hayat budur işte... Kim demiş hayat zevk ve mutluluktan ibarettir diye. Ne saçma düşünce! Hayat hayattır ve bir ödevdir. Ödev dediğin de çetin bir iştir. O halde ödevimizi yapalım...
... Bir gün bir şey istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın. Sonraki gün onu istediğine utanırsın, arzun yerine geldiği için lanet edersin. İşte insan hayatta kendi isteğinin peşinden serbestçe giderse, böyle olur. Bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz. Bazi şeylerden yüz çevirebilmeliyiz. Mutluluk düşlerine kapılmamalıyız. Mutluluk elimizden kaçarsa, isyan etmemeliyiz.
Dünyada Zahar gibi kocalar çoktur. Bir diplomat da kimi zaman böyle karısının sözlerine kulak vermez, omuzlarını silker, fakat ondan duyduğu sözleri gizli gizli yazılarına karıştırır. Bazen bir müsteşar, karısının önemli bir iş hakkındaki gevezeliğine yüzünü buruşturur, fakat ertesi gün bu gevezeliği vekile ulaştırır. Gerçi, o baylar, karılarını Zahar gibi hor görüp kaba muamele etmezler, ama, onları, iş hayatlarının yorgunluğunu gidermek için evlerindr duran bir süs sayarlar.
Gurur hayatın tuzudur derler. Gururum nereye gitti? Ya ben yaşadığım hayatı anlayamadım, ya da, bu hayatın hiçbir değeri yoktu. Daha iyisini de bulamadım, göremedim, kimse de göstermedi.