Millet aç aç :))
Sokrates’i bugün getirip bir masaya otartsak, "Kendini bil" lafını unutup "Usta, az kurunun yanına pilavı üstü kalsın, soğan cücüğünü de kır kurban olayım" derdi. Çünkü bu topraklarda en derin varoluşsal sancı, o tabağın dibini ekmekle sıyırırken yaşanır. ​Kültür falan hikaye, felsefe karın doyurmuyor neticede.
Duygu ve Düşünce
Şiirlenelim..
Hz. Şems'in Hz. Mevlana'ya Yazdığı Şiir Bırakmıyorum ki; Gönülden düşünce olasın, istemiyorum ki; gözlerde değersiz kalasın Seni canımda saklıyorum ; gözümde gönlümde değil. Tâki son nefesime kadar bana yar olasın. Elimde olsa Cenneti ateşe verir, Cehennemide bir kova suyla söndürürümki geriye Aşk baki kalsın Ey seher yeli ! Bir semtten haberin var mı ? Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin Çalıp çağırdığın, Hay huy ettiğin günler var mı ? Ey Rüzgar ! Daha yavaş es, Çünkü güzel kokuyorsun. Bu Gönül işidir Kafa işi değil. Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim Bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim, Ama senden başka kimse duymayacak, Kimse anlamayacak. Şimdi sorarım sana, Hangi aşk daha büyüktür ? Anlatılarak dile düşen mi, Anlatılmayıp yürek deşen mi? Bana güneş'in adı verildi;
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İyi geceler
Birilerine kendinden ödün vererek, sürekli emek vererek, her hatalarını görmezden gelerek ya da iyilik yaptıkça sevileceğini sanıyorsan en büyük yanılgılardan birinin içindesin. İnsanlar çoğu zaman fedakârlığı karakter olarak değil, alışkanlık olarak görür. Sen verdikçe daha fazlasını beklerler. Sınır koymadığında iyi kalpli değil, ulaşılması kolay biri olursun. Değerini sen düşürdüğünde kimsenin gelip onu yükseltmesini bekleme. Hayatta herkes sevgiyi hak etmez, herkes emeği de hak etmez. Hak etmeyen insanlara verdiğin her emek, senden eksilen zamandır. Bir gün dönüp baktığında, uğruna çabaladığın insanların çoğunun senin yokluğunu değil, sunduğun imkânların yokluğunu özlediğini fark edersin. İşte o zaman anlarsın ki mesele seni sevmeleri değil, senden faydalanmalarıymış. İnsanlara kendini sevdirmeye çalışma. Kendin ol, sınırlarını koru ve gerektiğinde “hayır” demeyi bil. Seni gerçekten seven biri, senden ne kadar ödün verdiğine göre değil, kim olduğuna göre yanında kalır. Geri kalanlar ise sen vermeyi bıraktığın gün sessizce hayatından çıkar. Bu da kayıp değil, gereksiz yüklerden kurtulmaktır.
1000Kitap
ÂŞK ve HADSÎ DERİNLİKLER...
(...) Âşk dediğimiz şeyin sevgilileri bir araya getirmekten daha öte bir var ediliş sebebi olması gerek... Âşkla ilgili hayatımıza yansıyan her şey, daha ötesi için bir temrin sanki bizim için... İmkânsızlıkların insanın önünü kesmediği sonsuz zenginlikte bir hayata dâir hadsî derinlikler kazanabilmemiz için verilmiş bir imkân belki de bu bize. Yüzeyden daha derine inmeye, duygularına sahip çıkarak kendini hakikat karşısında savunmasız kılmaya cesaret edebilenler için... “Sen bir şeyi sevebildin ise” dedi meczup, “bil ki aşk sofrasına buyur edildin!” -Gökhan Özcan, "Suyun İçinde Susuz...", yenisafak.com, 26 Haziran 2023-
gökhanözcanyazıları
İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da
"Dünya bir tılsımdan ibarettir.Allah her șeydedir ve senin görebildiğin șeyler,sadece O'nun işareti/âyeti ve dilidir. Bil ki görünür âlemle görünmez âlem O'dur. Ancak O vardır ve var olan O'dur. Ne var ki, cihan göz kamaștırıcı bir güneșle her ne kadar aydınlatılsa da gözler kördür. O'nu fark etmeyi başarsan, idrakini kaybedersin; O'nu tam anlamıyla görsen kendini kaybedersin!"
Duygu ve Düşünce