"Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen. Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen."
Türkçe açıklamasını da koymuş. "Hoşça bak kendine ki kâi-natın özüsün sen," diyor. "Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen," diyor. Ah ne çok alçaltıyoruz oysa, ne çok değersizleştiriyoruz kendi gözümüzde kendimizi ve diğerlerini, ne kadar acımasızca bihaberiz kim olduğumuzdan. Zaten sade iki gün bu şiirle kafayı yedim. Sanki bana yazmış zat, sanki gelmiş odamın kapısından bana sesleniyor.
Ey gönül, ey gönül! Neden bu makamda gam dolusun sen? Gerçi virane isen de tılsımlı bir definesin sen.
Kalk diyor, ayağa kalk, kendini bil. İşte buraya kadar tamam da, bu noktada fenalaşıyorum.
Kutsal nefesten üflendi sana.
Kendini kutsal nefes
sanma.
Ruhumdan, denmiş.
Ruhum, denmiş sanma.
Bir şeysin, ama kendini her şey zannedip de aldanma.
Varlık nedenini unutma.
Senin haddin buraya kadar.
Haddini bil.
Ötesine kalkışma.
"Burasi sihirli bir yer," dedim. "Her sey isildiyor."
"Bu şekilde düşünmeyi bırakmalısın," dedi Dr. Kerry sesini yükselterek. "Sadece belli bir isikta parlayan ahmak altını degilsin sen.
Neye dönüşürsen dönüş, kendinden nasil birini çıkarırsan çıkar, bil ki sen hep oydun. O senin içinde daima vardi. Cambridge'de degil. Sende vardi. Altınsın sen. BYU'ya dönmek, hatta geldiğin o dağa dönmek, kim oldugunu degistirmez. Başkalarının seni nasil gördüğünü, hatta senin kendini nasil gördüğünü değiştirebilir -altin bile bazi ışıkta donuk görünür- ama asil o bir yanilsamadir. Her zaman da yanilsamaydi."
Koşullar onu, hayatının bir başına ve güçlüklerle her bir gününde kendi yolunu aydınlatmaya mecbur bırakmıştı.
Asla umudunu yitirmezdi. Aksilikler olsa olsa kararlılığını güçlendirirdi.