"Ayaktakımının yok olup giden köpeklerinden ve tüm o cılkı çıkmış, kasvetli güruhtan nefret eden, tüm karamsarların ve açgözlülerin gözlerine toz savuran bu güleç fırtınaya, tüm özgür ruhların ruhuna övgüler olsun!"
“Niye sınıyorsun beni?” diye yanıtladı beriki. “Sen benden daha iyi biliyorsun ya. Beni en yoksullara götüren neydi, ey Zerdüşt? En zenginlerimizden duyduğum tiksinti değil miydi?
– Zenginliğin kürek mahkûmlarından, her türlü çöp yığınından kendilerine menfaat çıkaranlardan, kokuları ayyuka çıkan, soğuk bakışlı, azgın düşünceli bu ayaktakımından."
"Çok uzun süre hak verildi onlara, bu küçük insanlara; böylece güç de verildi sonunda onlara – şimdi öğretiyorlar ki: ‘Küçük insanlar neye iyi derlerse, odur iyi sadece.’
Ve onların arasından çıkan o vaizin, o tuhaf ermişin, o küçük insanların savunucusunun, ‘Ben – hakikatim,’ diyerek kendi kendine tanıklık edenin söylediklerine ‘hakikat’ deniyor günümüzde.
Bu kibirli adam çoktandır küçük insanların ibiklerinin de kabarmasına sebep oluyor. – Hiç de küçük bir yanılgı değildi, ‘Ben – hakikatim,’ derken öğrettiği."
"Ey ruhum, her şeyi verdim sana, ellerim sende boşaldı: – ve şimdi! şimdi soruyorsun gülümseyerek ve hüzünle: “Hangimiz teşekkür borçlu? –
– verenin alana teşekkür etmesi gerekmez mi aldığı için? Armağan etmek bir zorunluluk değil midir? Almak – merhamet değil midir?”