"O boyun eğmeyi öğretenler yok mu? Nerede küçük, hasta ve kabuk bağlamış bir şey varsa, sürünüyorlar oraya bitler gibi; ve sadece tiksindiğim için alıkoyuyorum kendimi onları ezmekten."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Kendimin öncülüyüm ben bu halkın arasında; kendimin horoz-ötüşüyüm karanlık sokaklarda.
Ama onların saati geliyor! Ve benim saatim de geliyor! Her geçen saat daha küçük, daha zavallı, daha kısır oluyorlar – zavallı otlar! Zavallı dünya!
Ve pek yakında kuru otlar ve bozkırlar gibi duracaklar karşımda, sahiden! Kendilerinden bıkmış – ve dahası sudan çok ateşe hasret!
Ey kutlu saati yıldırımın! Ey öğleden önceki gizem – zamanı gelince onları sönmeyen ateşlere ve alevden dillerle müjdeleyenlere dönüştüreceğim: –
– zamanı gelince alevden dilleriyle müjdeleyecekler: Geliyor o, yakındır büyük öğle!"
"Gidiyorsun kendi büyüklük yoluna: artık ardında hiçbir yolun olmaması en büyük yürekliliğin olmalı şimdi!
Gidiyorsun kendi büyüklük yoluna; kimse gizlice gelmeyecek ardından! Kendi ayağınla sildin arkandaki yolu ve bu yolun üstünde ‘imkânsızlık’ yazıyor.
Ve hiçbir merdivenin yoksa bundan böyle, öğrenmelisin kendi başının üzerine tırmanmayı: başka nasıl çıkacaksın ki yukarıya?
Kendi başının üzerine ve kendi yüreğinin ötesine! En yumuşak yerin de en sert yerin olmalı artık."
"Nereden gelir en yüksek dağlar? diye sorardım bir zamanlar. Sonra öğrendim, denizden geldiklerini.
Bunun kanıtı onların kayalarında ve doruklarındaki duvarlarda yazılıdır. En derinden gelmelidir en yüce olan, kendi yüceliğine."