bir dergi için yapılabilecek en iyi incelemenin 'editör yazısı ile makale bilgilerinin paylaşılması' diye düşündüm
EDİTÖR YAZISI:
Bana Seni Gerek Seni
Yunus Emre'ye ait olduğu sanılan başlıktaki bu söz, aslında mânâ itibâriyle Türkistan'ın büyük velîsi Ahmed Yesevîye aittir. Onun yaşadığı dönemde sûfiler İslâm'ı yaymak ve insanlara hizmet etmek amacıyla Orta Asya'ya akın ediyorlardı. Böylece bu akınlarla tasavvufun Orta Asya macerası başlamış oldu.
Bir tarafta Necmeddin Kübra gibi gaza meydanında kılıç sallayan bu erler; diğer taraftan her biri bir ilim, irfan, fikir, felsefe ve sanat menbaı olan hankâhlarında halkı irşad ediyorlardı. Öyle ki, bu hankâhlar Yusuf Hemedânî de olduğu gibi Türkistan'ın bir nevi Kâbe'si oldular. Türkistanlı sûfîler, Arap diliyle inen ilâhî kelâmı, yaşayarak öğretmenin yanında her biri ince bir kavrayışın ürünü olan ve kaynağını yine ilâhî kelâmdan alan hikmetli şiirlerle de Orta Asya coğrafyasının evlatlarına İslâm'ı ve onun ahlâkî prensiplerini öğrettiler.
Bu medeniyet havzasının yetiştirdiği erler, ne zaman ki Türkistan'da kabına sığmaz oldu; buradan taşarak önce Anadolu'ya; ardından da Balkanlara yönelerek hizmet ve himmetlerini bu beldelere akıtmaya başladılar. Abdalân-ı Rum, Baciyân-ı Rum, Ahiyân-ı Rum olarak isimlendirilen teşkilatlar etrafında fiütüvveti yaşatarak birleşen bu kardeşler aslında Anadolu'yu fetheden gazi dervişlerden başkaları değildi. Hizmet esasına dayalı bu teşkilatlardan yetişen erenler, Anadolu'yu bize vatan kılmış ve İslâm mührünü bu topraklara vurmuşlardır. Bunu yaparken de âşıkların gerçek kıblesi olan Cemâl-i İlâhî'den gayrı bir beklentileri olmamıştır. Cenâb-ı Yunus Emre, kendisinden önce Ahmed Yesevî tarafından dile getirilen bu hakikati en güzel biçimde Anadolu Türkçesi'nde şu şekilde terennüm eder.
Cennet