Nereden başlamalı bilemedim..
Kitabın bitmesini çok istedim bir an önce ve bir daha asla devam etmek istemedim. Akıcı bir dili olmasına rağmen yine de her bir satırında bir yandan acaba ne olacak diye beklerken bir yandan heyecan ve korku içinde satırları okurken buldum kendimi..
Okudukça Diyarbakır zindanları geldi aklıma kitabın ağırlığı ve o geçmişin verdiği acılar ağır geldi ...
Eminim ki okuyacak olanlar benim ne demek istediğimi anlarlar.
Burada da en güzeli o küçük çocuklar büyüdü ve kendi intikamlarını kendileri aldı bir nebze olsun çocukken onlardan çalınan bedenlerinin intikamı alınmış oldu Nokes gibi canilerin yaşamaya hakkı asla yok.
İnsan nefret ediyor mesleğini layıkıyla yerine getirmeyen
gardiyanlardan ,polislerden, müdürlerden özellikle de mesleğini pisliklerini devam ettirmek ve saklamak amaçlı yapan kendine kahraman gibi gösteren aslında beş kuruş etmeyen zihniyetsiz zavallı sapıklara verilen üniforma sadece ucuz bir bez parçası gibi üstlerinde duruyor ve bu onlar için ben herşeyi yaparım tüm yetki bende düşüncesine getiriyor ne zavallı bir düşünce..
Gülistan Doku arkadaşı Rojwelat ,Rojin Kabaiş ve daha niceleri gibi bir çoğu ve adını dahi bir çoğumuzun bilmediği kadınlar/ erkekler ve çocuklar hepsi bu tür sapıklar yüzünden dünyada cehennemi yaşayıp veda ettiler ne acı...
Şu hayatta biraz yaşayıp sonra göçüp gidecektik buna da bazılarının pislikleri yüzünden bir çoğumuz hayata eksik şekilde veda etmek zorunda kalıyoruz..
Kitapta bir çok yerde etkileyici alıntıları var ama en vurucu olan ve okurken sadece sayfaya baktığım iki alıntı bırakıyorum aşağıya.
"Kimsenin bunları duymaya ihtiyacı olduğunu sanmıyorum," dedi Michael. "Böyle yerlerde vakit geçiren bir sürü insan var. Neler döndüğünü hepsi biliyor. Daha önce içeri girmeyenler de buna