Herkesin bir hikâyesi var bu dünvada. Bazıları hikâyelerini anlatır, anlatmaya mecburdur ve hatta anlatmazsa yaşayamaz. Bazıları anlatmaz, anlatamaz; utanır, saklar ve saklanır: hatta belki anlatırsa yaşayamaz Bazılarıysa anlatmaya firsat bile bulamaz. Çünkü kimse sormamıştır, soran kimsesi olmamıştır..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Sahabe sofranın başında ezan vaktini beklemektedir. Abdurrahman b. Avf bir sofraya baktı, bir ötelere baktı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Dostları merak etti; "Ey Abdurrahman! Ne oldu, seni ağlatan nedir" dediler. Abdurrahman b. Avf bir taraftan ağlıyor, bir taraftan da şöyle diyordu: "Mus'ab b. Umeyr benden daha hayırlıydı. O Uhud'da şehit olduğu gün onu kefenleyecek bir şey bulamadık da küçücük bir bez parçası ile onu sardık.Bize gelince dünya bize güldü, onlara nasip olmayan nice dünyalık bize nasip oldu. Vallahi! Korkuyorum, Allah'ın bize sevabımızı bu dünyada peşin olarak verip, ahiretimize bir şey kalmayacağından korkuyorum."
Efendimiz biraz iyileşmiş, mescide gelmişti. Cemaat yine Ebû Bekir’in arkasında saf bağlamış, el-Vahid olan Allah’a yönelmiş, tevhidin etrafında vahdet etmişlerdi. Resûlullah odasından çıkmış, ümmetini o halde görünce mübarek dişleri görünürcesine gülmüştü. Ümmetin o hali, hasta yatağında Seyyid-i Ruhu En’âm’ı hoşnut etmişti.