Yıllar evveldi. Farkındalıksız bir minval üzerine uzanmıştı yüreğimin avuçları bakışlarındaki sevgi yüklü sığınağa. Bakışların... Aradan geçen yıllar en çok bakışlarını unutturamadı. Avuçlarımda hüzünle sıkılıp fırlatılmış bir kağıdın ardından sesin düşmüştü kulaklarıma ardımdan. Uzun uzun yürümüştük o gün, vasıtasız, aracısız. Korkmuştuk belki de mesafelerin kısa sürede bitmesinden. Sonra bir tepenin yanı başında sımsıcak bakışlarımızı, sıkılgan cümlelerimizi sunmuştuk. Benim heybemde sana söylenmiş çaresiz bir yalan vardı, senin heybende söylenmeyi bekleyen bir hakikat. İkimiz de biliyorduk aslında yalan ve hakikati, hissediyorduk. Sonra gitgeller, yollar, yolculuklar, eriyip tükenen zamanlar. Adının kazındığı bir hatıra ile çıkmıştım karşına. Kim bilir ayrılığın yazgıya bürünmüşlüğü doğmuştu yüreğime. Aradan geçen bunca yılda hâlâ duruyor mu o hayaller biriktirdiğin hatıram yoksa gelmeyişinle solmaya duran bir hüzünlü çiçek gibi terkedildi mi ıssızlığa, bilmiyorum. Yüreğindeki suskun sözcükleri duyamamak kadar acı veriyor bu belirsizlik bana. Elinden tutmadım bir kez dahi, gözlerine bakamadım uzun uzadıya. Ben giderken bile sendeydim, hep sende kaldım. Umutlarımla, hüzünlerimle, anılarımla, acılarımla, geçmişimle, geleceğimle, yüreğimle, zihnimle, cümlelerimle, şiirlerimle, mektuplarımla, sesimle, sessizliğimle, sensizliğimle, ömrümle... Sende kaldım, döndüğümde seni bulamayacağımı bile bile.