Bilgebaykus

Yürümek basit bir iş değildir, şakaya gelmez…
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
56 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 00:00
Yürümekle ilgili dört dörtlük bir kitaptı. Farklı yürüme şekilleri ve farklı mekanlarda yürüme ile ilgili bilgiler ufkumu açtı. Bilimsel verilerle destekleyerek çok kapsamlı bilgiler sunuyor. Hoplayıp zıplayarak, şarkı söyleyerek, yağmurda, suda, çıplak ayakla, yokuş aşağı, dolunayda, yalnız, karanlık demeden yürümek… Anın farkında olmak, etrafımızı keşfetmek konusunda farkındalığı artırıyor.
Yürümenin 52 YoluAnnabel Streets · The Kitap Yayınları · 202322 okunma
Reklam
Önce kendi içindeki çocuğu tanı ve ona şefkat göster
10/10
·254 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 10:24
Not alınarak, sindire sindire okunması gereken bir başucu kitabı. Ebeveynlik yolculuğunun belki de en kritik noktası, kendi iç dünyamıza dönebilmek… İçimizdeki çocuğu tanımadan, ona şefkat göstermeden; kendi çocuğumuza gerçek anlamda şefkat sunabilmemiz mümkün değil. Kitap, bizi önce kendimizle yüzleştiriyor. Geçmişte ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişkilerin bugünkü duygularımızı, tepkilerimizi ve hatta ebeveynlik tarzımızı nasıl şekillendirdiğini fark ettiriyor. Olgun insan: Sınırlarını bilen, kendini değerli gören, duygularını tanıyıp ifade edebilen birey… Aile içinde karşılanması gereken temel ihtiyaçlar: Değerli hissetmek, güven duymak, yakınlık ve dayanışma, sorumluluk almak, mücadele etmek ve başarmak, kendini gerçekleştirmek ve manevi bir zemin oluşturmak… Aslında bir çocuğa verilebilecek en büyük miras, bu ihtiyaçların sağlıklı şekilde karşılanması. Eğer bu ihtiyaçlar yeterince karşılanmazsa, içimizdeki çocuk eksik kalıyor. Ve çoğu zaman “normal dışı” dediğimiz davranışların altında da bu eksiklikler yatıyor. Kitap, önemli bir gerçeği de hatırlatıyor: Bütün duygular doğaldır. İfade edilmesine izin verilmeyen duygular yok olmaz; sadece biçim değiştirir. Ve zamanla daha derin sorunlara dönüşebilir.Özellikle çocuklukta bireysel alan tanınmayan, kendi başına bir şey yapmasına izin verilmeyen bireylerde; özbenlik sorunlarının gelişmesi oldukça olası. Farklı ebeveyn tutumlarının çocuk üzerinde bıraktığı izler ise kitapta oldukça detaylı ve düşündürücü şekilde ele alınmış. Sonuç olarak bu kitap, çocuğu anlamaktan önce kendini anlamanın ne kadar hayati olduğunu hatırlatıyor. Çünkü iyileşmeyen her iç çocuk, bir sonraki kuşağa aktarılır.
İçimizdeki ÇocukDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 201710,3bin okunma
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 20:56
Önce kendi çocukluğumuzu anlayıp ona sefkatle sarılacağız ki sonra ebeveynliğimize dönebilelim Kılavuzsuz büyümek, çocukken bir kutup yıldızının olmaması demek hep bu arayışta olmayı sürdürmen demek Çocukluk şemalarımızın gölgesinde yetişkin olmaya çalışıyoruz, oradan getirdiğimiz anlayışlar yüzünden belki daha boyun eğiciyiz. Ebeveynin yaptıkları?? Yapmadıkları?? Oysa yetişkin olduğumuzda içi dolu bir alet çantası bize verilmiş olması beklenir. İçinde; olaylar karşısındaki tutumlar, dost-eş-arkadaş-akraba ilişkilerinde, gündelik olaylarda nasıl davranacağımıza dair anahtar bilgiler olmalıdır. Örneğin ebeveynlerimiz sorunlarla nasıl baş ediyorsa biz de o şekilde başetmeye çalışırız. Aksilik karşısında nasıl davranılır? Nasıl organize olunur?? Çocuklarımız kayıt cihazıyla bizi kaydederler ve onların kalıplaşmış hareketleri bu şekilde evrilir Ebeveynler dış dünyaya açılan pencerelerdir. Onlar kaygılıysa çocuk da bundan nasibini alır. Kaygılı ebeveynin koruyucu tutumları çocukta özerklik gelişimine engel olur Çocukların hareketlerinin altında yatan duyguları görmek işimizi kolaylaştırır Ebeveynlik sadece çocuğun karnını doyurmak değildir aynı zamanda duygusal ihtiyaçlarını da fark edip onları da karşılamaya çalışmak ve çocuğa rehberlik etmektir. Çocukta tüm duygulara alan açmalıyız. Her duyguyu yaşamaya hakları var. Seçimleri onlara bırakmalıyız sürekli navigasyon gibi diplerinde uyarılar vermemeliyiz. Çünkü çocuğun karar vermeyi öğrenmesi için karar vermesi gerekir:).
Bir Aile MeselesiZeynep Cihangir Çankaya · Doğan Kitap · 2025879 okunma
“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.”
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 15:48
“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” Bu çarpıcı cümleyle başlayan roman, Meursault’nun dünyasına bir kapı aralıyor. O, herkese olduğu kadar kendisine de yabancı bir karakter. Hikâye yüzeyde basit: Meursault, sıradan bir olayın ardından bir Cezayirli Arap’ı öldürür ve yargılama sonucunda idama mahkûm edilir. Ama romanın asıl meselesi bu cinayet değil; Meursault’nun dünyayla kurduğu mesafedir. Annesinin ölümüne, aşka, dostluğa ve hatta kendi hayatına karşı sergilediği kayıtsızlık, neredeyse absürtlüğün sınırına ulaşır. O, hissetmeyen değil; hissetmeyi reddeden bir karakter gibidir. Yargılama sürecinde de bu durum açıkça görülür. Savcı, Meursault’yu işlediği suçtan çok, bu “tepkisizliği” nedeniyle yargılar. Mahkeme salonu, adeta bir cinayetin değil; bir insanın duygusuzluğunun sorgulandığı bir sahneye dönüşür. Marie ile olan ilişkisi ise bu yabancılaşmanın en çarpıcı örneklerinden biridir. Evlilik teklifine verdiği yanıtlar, sevgiye dair kayıtsızlığı ve duygulara mesafesi; onun dünyayla bağ kurma konusundaki eksikliğini gözler önüne serer. ''Akşam, Marie beni görmeye geldi, kendisiyle evlenmek isteyip istemediğimi sordu. Benim için fark etmediğini, eğer o istiyorsa evlenebileceğimizi söyledim. O zaman da onu sevip sevmediğimi sordu. Ben de yine daha önceki gibi cevapladım, bunun bir anlamı olmadığını, ama elbette onu sevmediğimi söyledim. ''Öyleyse neden benimle evleneceksin?'' dedi. Ben de ona bunun bir önemi olmadığını ama o arzu ediyorsa evlenebileceğimizi söyledim. Zaten bunu isteyen oydu, bana düşen de evet demekti. O da evliliğin ciddi bir iş olduğunu belirtti. Ben, ''Yoo,'' diye cevap verdim. Bir an sustu, ses çıkarmadan yüzüme baktı. Sonra konuştu. ''Aynı biçimde bağlı olduğun bir başka kadın sana aynı öneride bulunsa kabul eder miydin, onu öğrenmek
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma
8/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 00:56
İclal Aydın’dan yine sıcacık, iç ısıtan; insanı çocukluğuna götüren bir roman… Yazar, her kitabında olduğu gibi burada da ilişkilerin sıcaklığını ve bağ kurmanın kıymetini incelikle hissettiriyor. İnsan olmanın, aslında birbirimize dokunabilmekle anlam kazandığını bir kez daha hatırlatıyor. 1990’ların İzmir’inde, çoğunlukla Boşnak göçmen ailelerin yaşadığı bir mahallede geçen bu hikâye; nostaljik ve duygu yüklü bir büyüme anlatısı sunuyor. Ana karakter Mert’in mahalleye taşınmasıyla başlayan yeni hayatı, Edis’le kurduğu dostluk ve Ayda’ya duyduğu ilk aşk; adeta film sahneleri gibi gözünüzün önünde canlanıyor. Edis’in askere uğurlanması, ardından gelen haber ve otoriter Şakir Dede’nin pişmanlıkları… Bu sahneler, insanın içine dokunan, kolay kolay silinmeyen izler bırakıyor. Bu kitap bana ne kattı diye soranlara hep şunu düşünürüm: Bir kitabın mutlaka bilgi mi vermesi gerekir? Her kitap zihnimizi doldurmaz belki, ama bazıları kalbimize dokunur. Bize unuttuğumuz duyguları hatırlatır, geçmişimizi yeniden yaşatır ve yüzümüzde küçük bir tebessüm bırakır. Bazen bir kitabın en büyük katkısı, bize tekrar “hissetmeyi” hatırlatmasıdır.
Salkım Sokak No:3İclal Aydın · Artemis Yayınları · 02,537 okunma
Reklam