Her zaman karanlık işlere karışır, kendi sahip olduklarıyla başkasına ait olanlar arasında bir ayrım yapamazdı fakat bedenen ve zihnen güçlü olduğu sürece bunları atlatmanın bir yolunu bulurdu.
“Gözden ne anlarsın sen, yere batsın sendekiler! İnsan o gözler gibi bir çift göz gördüğünde, güneş ve ay gibi ışıldayan o iki Cennet bahçesini düşünmekten suratında taşıdığı iki ışık aklına bile gelmez. Ne yıldızlar ve bulutlar ne harikalar vardır o bahçelerde! Ah dostum! Bakarsın ve baktığın anda donup kalırsın, erirsin. Yok olursun! O halde bunlar sadece "bir çift göz"müdür? Görüyorlar, tabii, ama bu yapabildiklerinin en azı, en son yaptıkları şey. Gözler! Yüzümüzde taşıdığımız, bizi kapılara çarpmaktan koruyan ya da kaşığı ağzımızda tutmaya yarayan bu önemsiz gözler nerede, o bir çift ilahi mucize nerede? Kıyas kabul etmez. Dünyaya bir kere gelir böylesi: Bir kere ve bir daha da gelmez. Bu çok daha iyi. Daha az acı, daha az kavga demek. Bu gözler başka gözler gibi ölmemeli ya da bu dünyaya doğmamalı.”
Eğer yaşıyorsa onu muhtemelen Süleymaniye'nin yanındaki tımarhaneye, akıl hastalannın kapatıldığı yere götürmüşlerdi. Orada, meczupların arasında, kendini tahtın varisi olarak görmesine ilişkin hikayesinin delilerin anlattıklarından farkı olmayacaktı, bir akıl hastasının kimsenin dikkate almadığı zırvaları gibi görülecekti. Ve bu denli hasta, dengesiz biri her halükarda uzun yaşayamayacak, marazi düşlemleriyle birlikte bu dünyadan zahmetsizce, çabucak göçüp gidecek, bunun için kimsenin kimseye bir açıklama yapması gerekmeyecekti.
Zayıf olanı, belli ki kaybolmuş, kendini sonsuza dek bu dünyanın ve onun yasalarının dışında bir yerde konumlandırmış bir insanla karşılaşmanın yarattığı o müthiş korkuyu hiç hissetmemiş gibiydi.
Kamil, zamanın güneşin doğup batmasıyla ölçüldüğü ve tüm insan ilişkilerinin dışarısında kaldığı o gece, bir noktada kendisinin Cem Sultan'la aynı kaderi paylaştığını, insanların en mutsuzu, kaçacak hiçbir yeri kalmayacak şekilde köşeye sıkıştırılmış, kendini inkar etmemiş, edememiş, kendi olmaktan vazgeçmemiş o adama benzediğini açıkça ve gurur duyarak itiraf etti.