12 farklı hikaye hissettirdiği duygular ise birbirinin aynı... Biraz öfke biraz kırgınlık biraz haksızlığa uğramışlık... Kadın olmanın zorluğunu din, dil, ırk farketmeksizin iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Ataerkil ; kadını sadece doğuran, emziren, temizlik yapan,yemek pişiren ve hizmet eden bir köle gibi gören toplumlarda bu durum daha içler acısı maalesef. Çaresizliği kadın cinsiyeti üzerinden işlemeyi başarmış yazarımız. Bir de önsöz yazmış ki tüm hikayelerin ana fikri gibi...
"Ataerkillikten çoğu zaman erkekler tarafından dayatılan bir sistem olarak bahsedilir. Ancak her gün yaşadığımız hakikat bundan çok daha karmaşıktır. Bu yük, sıklıkla kadınlar tarafından omuzlanır, korunur ve aktarılır. Dünya zalim olduğu için kızları adına korkan anneler; erkek kardeşleri büyüyebilsin diye küçülmeyi öğrenen kız kardeşler; hayallerini özenle katlayıp evin kuytu köşelerine kaldıran eşler; sessizliği bir miras gibi devralan kız çocuklar... Bu bir tercih değil; evlerimizin duygusal ve kültürel dokusunun yüzyıllar boyunca itaati ödüllendirip 'kendin olmayı' cezalandıracak şekilde örülmüş olmasının sonucudur. Kadınlar, hem sevginin taşıyıcısı hem de bazen kendilerini yaralayan kuralların tasıyıcısı hâline gelirler. Bu çelişki beni her zaman hem büyülemiş hem de hüzünlendirmiştir..."
Kadınsan her zaman toplum tarafından sana biçilen rollere uymak zorundasın hatta bu rolleri nesilden nesile aktarmak zorundasın ,kendin olamazsın. Hep fedakar, ince düşünceli,verici, arka planda durmaya alışık bir anne, eş ,arkadaş kardeş olmalısın ... üstelik Coğrafya değişse de farklı dillere sahip olsak da aynı duyguları hissediyoruz bunu yazar önsöz de şöyle ifade etmiş: " Aramızda bir aşinalık var: sizin toprağınızla benimki arasında. Farklı diller konuşuyor, hakikatlerimizi farklı