Puan vermedi·656 syf.··
2026 30. kitabı
Michael Cook'un yazmış olduğu İslâm Dünyası Tarihi setinin ikinci cildi, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan 19. yüzyıla kadar olan dönemi ele alıyor. Her iki kitabın da bölümlere ayrılmış olması ve bölüm başlarında verilen bilgilerle istediğiniz bölümden başlama imkanı çok güzel. Çünkü özellikle ikinci kitapta bazı bölümler okuru oldukça yavaşlatıyor. Çoğu okurda olduğu gibi benim de en çok ilgimi çeken bölüm Osmanlı Devleti'nin asırlara ve çok geniş bir coğrafyaya yayılan hâkimiyetinin anlatıldığı bölüm oldu. Bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılımın, farklı dinler ve kültürleri bir araya getirmesi kaçınılmaz. O yüzden yazar bu bölümde Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki yapıyı da ayrı bir başlık altında ele alıyor. Özellikle bu kısım için Evliya Çelebi'nin verdiği bilgileri kullanıyor. Kimini yanlış bulsa da genel olarak onun verdiği bilgileri doğru kabul ediyor. İlk kitapta olduğu gibi herhangi bir kronolojik ilerlemeye bağlı kalmak yerine oldukça geniş bir perspektiften yaklaşıyor tarihe. Ben bunun biraz da okuru sıkmamak için böyle yazıldığını düşünüyorum. Bir bakıyorsunuz Hıristiyan Müslüman iletişimi anlatılırken, Yahudi ve inançsız topluluklara da değiniyor ve hayli ilginç bilgiler serpiştiriyor araya. Birçok şeyde olduğu gibi tarih anlatılarında da kimseyi memnun edemezsiniz. Yazar zaten ilk cildin ön sözünde bazı boşlukları kendi bakış açımla doldurdum diye belirtiyor. Bunun dışında olabildiğince farklı açıdan bilgi vermeye çalışmış. Müslümanlar şunu yaptı ama Hıristiyanlar da bunu yaptı gibi. Fakat yabancı okurların yorumlarında Müslümanları yeterince kötülemediğini belirtenler olmuş mesela. Benim için farklı ve keyifli bir okuma oldu. Oldukça kalın olduğu için şimdilik sadece ilgimi çeken bölümlere odaklandım ama mutlaka en baştan tekrar okumayı
İslâm Dünyası Tarihi 2Michael Cook · The Kitap · 202523 okunma
Bilmen Tefsiri'nin Tefsir Literatüründeki Yeri
Puan vermedi·
Prof. Dr. Şükrü Arslan'ın ''Bilmen Tefsiri'nin Tefsir Literatüründeki Yeri'' isimli makalesini burada paylaşıyorum. Umarım okuyacak olan, okumayı düşünen kişilere faydalı olur. Özet Ö. N. Bilmen, Osmanlıların son döneminde yetişmiş, hayatının müsmir çağını Cumhuriyet döneminde yaşamıştır. O, Cumhuriyetin ilk çeyrek asrını aşkın zamandaki durumu ve nasıl bir tefsire ihtiyaç duyulduğunu iyi tesbit etmiş olmalıdır. Zamanı iyi okuyan Bilmen, tefsirini günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde kaleme almış, uzmanlık alanına giren hususlara fazla yer vermemiştir. Bu sebeple Bilmen Tefsiri’nde farklı yorumlar, rivayetlerdeki senet ve tenkitleri, fıkhî ve kelamî ihtilaflar, kıraat farklılıkları vs. bazı istisnalar dışında görülmez. Kanaatimizce Kur’an’ın ne dediğini öğrenmek isteyen sade insanımız için gayet faydalı bir tefsirdir. Fakat ne yazık ki dili yazıldığı zamana değil, müfessirin yetiştiği döneme aittir. Biz, kısaca “Bilmen Tefsiri” olarak adlandırdığımız merhum Ömer Nasûhi Bilmen Hoca Efendi’nin tefsirini önce genel hatlarıyla tanıtmaya sonra da tefsir literatüründeki yerini tesbite çalışacağız. Öncelikle belirtmemiz gereken hususlardan biri şudur: Bilmen Tefsirini incelememiz, Bilmen Yayınevi tarafından neşredilen, basım tarihi ve kaçıncı basım olduğu belirtilmeyen, orta boy, sekiz cilt, 4136 sayfa olarak İstanbul’da basılan nüsha üzerinde yapılmıştır. Bilmen Tefsiri’nin tam adı, “Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlisi ve Tefsiri”dir. Bilmen Tefsiri ve Özellikleri Bilmen Hoca Efendi, tefsirine yazdığı üç sayfalık özlü mukaddimesinde Kur’an-ı Kerim’in kısa tanıtımı, önemi, tüm insanlara hidayet rehberi oluşu, tefsir ve tercümesine olan ihtiyaç, tercüme ve meâl arasındaki fark, İslâm’ın başlangıcından itibaren müslümanların Kur’an’ı anlamak için
Alıntı
Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri (7 Cilt Takım)Ömer Nasuhi Bilmen · Kitap Kalbi Yayıncılık · 202297 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·128 syf.··
2026 40. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 13:22
Hayatı nerede sorgulayacağımız hiç belli olmuyor. Mesela kahramanımız işlerinden bunalıp tatile çıkacaktı ki yol kapalıymış, farklı eski yollardan gide gide kayboldu ve ismi dünyanın kıyısındaki kafe olan o kafeye girdi. Menüde yiyecekler kısmı bittikten sonra 3 tane soru onu bekliyordu. 1) Neden buradasın? 2) Ölümden korkuyor musun? 3)Halinden memnun musun? Tabii bir de menünün başında takıldığı yerler için garsondan bilgi alabileceği detayı da vardı. Bizim tuhaf tarafı garson da kafenin sahibi de John'un düşüncelerini okur gibi cevaplar veriyordu. Bu esrarengiz kafede kahramanımızla beraber biz de burada ne yapıyoruz, neden buradayız diye sorgulamaya başlıyoruz. İncecik bir kitap akıcı dili ile hemencecik bitiyor, bizi de bir kenarda düşüncelerimizle baş başa bırakıyor. O halde önce John hayat sorgulasın sonra sıra bizde. Okumak isteyen herkese tavsiyemdir
1000Kitap
Dünyanın Kıyısındaki KafeJohn Strelecky · Pegasus Yayınları · 20211,209 okunma
hız haz ayartı çağında bilinç nerede?
Puan vermedi·624 syf.··
Beğendi
·
2026 137. kitabı
David J. Chalmers ’ın "bilinç gizemdir" dediği yerden Yuval Noah Harari ‘nin "bilinçsiz zeka dünyayı yönetiyor" dediği yere geldik. Orada ipotek başlıyor. 1. Dikkatin ipotekli Ortaçağda kilise "ne düşüneceğini" kontrol ederdi. Bugün algoritma "neye bakacağını" kontrol ediyor. • TikTok açıyorsun, 3 saat sonra fark ediyorsun. • Instagram sonsuz scroll. Dopamin kredisiyle seni bağlıyor. • Bildirim = minik faiz. Dikkatini çekip geri ödettiriyor. Yuval Noah Harari ‘nin dediği: "İnsan dikkat dağıtma üzerine kurulu bir toplumda yaşıyor." Bilinçli olmak, farkında olmak acı veriyor. Çünkü sistem senden "tüket, kaydır, tıkla" istiyor. Derin düşünce reklam arası. Bu David J. Chalmers ’ın zor problemi değil. Bu kolay problemin silaha dönüşmesi: Davranışın, tercihin, arzun modelleniyor. 2. Arzuların ipotekli Tasavvuf "nefsini bil" der. Bugün nefsini algoritma senden iyi biliyor. • Amazon ne alacağını senden önce tahmin ediyor. • Spotify üzgün olduğunu anlayıp ona göre şarkı veriyor. • YouTube "radikalleştirme tüneli": Bir videodan giriyorsun, 2 saat sonra bambaşka bir insansın. Chalmers’ın "fenomenal bilinç" dediği şey, yani "kendi deneyiminin sahibi olmak", elinden kayıyor. Çünkü deneyimini neyin tetikleyeceğini sen seçmiyorsun. Akış seçiyor. 3. "Ben"in ipotekli En tehlikelisi bu. Sosyal medya kimliğin = beğeni + takipçi + story. • Fotoğraf çekiyorsun, "atınca nasıl durur" diye düşünüyorsun. Anı yaşamıyorsun, anı üretiyorsun. • CV’ni LinkedIn’e göre yazıyorsun. • Fikrini Twitter’da linç yemeyecek şekilde törpülüyorsun. İlhan İnan ’ın "merak" dediği şey ölüyor. Çünkü merak riskli. Sistem "onaylanan içerik" istiyor. Bilinçli soru soran insan yalnızlaşıyor. Harari’nin dediği gibi: "Bilinçli insanlar aileyi, kurumu rahatsız eder." Ama %100 ipotek değil. Kumanda hala sende. Neden? 1. Farkındalık = İlk haciz
Alıntı
Bilinçli ZihinDavid J. Chalmers · Fol Yayınevi · 202412 okunma
Ölmüşüm gibi arkamdan konuşur musunuz rica etsem?
8/10
·72 syf.··
2026 4. kitabı
Uzunn zaman sonra geldim size. Ne olursam olayım yine geldim. Kim olduysam onunla geldim. Okuyamayan biri olarak geldim. Son zamanlara öyleydim yani. Toparlanma aşamamın 2. kitabıyla geldim size işte karşınızdayım... Ölürsem arkamdan iyi hatırlayın diye kendimi açıklamaya geldim ama insanoğlu vicdanı sebebiyle ölünün arkasından kötü konuşmaz zaten. Konuşmazsınız di mi? İşte bunu merak ederek aldım kitabı. Ölü birinin ardından ne düşünürüz, neler söyleriz ve en önemlisi neleri söyleyemeyiz? Bunun kitabını yazmış Laurent Mauvignier . Kadıköy kitap günlerinde Sel yayıncılıkta görev alan bir beyefendinin tavsiyesi üzerine aldım kitabı. Çok güzel övdü, gerçekten çok samimiydi. Kitabı ne kadar içselleştirdiğini o kadar içten ifade etti ki kayıtsız kalamadım. Sel yayınlarının zaten okuyup beğenmediğim kitabı çok çok nadirdir. Yapıyorlar bu sporu. Kitap intihar eden Luc'un arkasından anne-babasın, yenge-amcasının ve onların kızı (yani Luc'un kuzeni) Celine'in Luc ile ilgili bilinç akışı şeklinde düşüncelerini içeren bir metin. Ara sıra Luc'un kendisi de dahil oluyor hatta bu akışa. Akış dediğim de öyle bir akış ki; hop oraya hop buraya atlayıp duruyor yazar. Bir annesi konuşuyor, bir yengesi; bir Luc'un yaşadığı dönemdeyiz, bir intihar ettiği günde. Allak bullak oldu zihnim ne olduğunu anlayana kadar. Ama bir kere anladıktan sonra akıyor gerçekten, korkmayın. Kitapta en çok hoşuma giden şey, aile ilişkilerini anne-baba gözünden görüp onların, biz evlatları hakkında neler düşündüğünü anlayabilmek oldu. Benim fazlasıyla cebelleştiğim ve hatta ülkemizde birçok gencin de muzdarip olduğunu düşündüğüm bir konu. Hani ebeveynlerinize karşı durabilecek gücünüz kalmadığında, artık yapacak, deneyecek herhangi bir yol, bir çare kalmadığında yavaş yavaş uzaklaşırsınız ya; aranıza uçurum girer,
1000Kitap
Onlardan UzaktaLaurent Mauvignier · Sel Yayıncılık · 2026143 okunma
Beynimizin aşk'a düştüğü yer...
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 75. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 21:37
Bugüne kadar aşkı hep kalbe yakıştırdık. Kalp kırıldı, kalp sevdi, kalp özledi dedik. Oysa Serkan Karaismailoğlu , yıllardır kalbin omuzlarına yüklediğimiz bu duygunun izini sürerek bizi beynin karmaşık koridorlarına götürüyor. Aşk, yalnızca hissettiğimiz bir duygu değil; beynimizin kurduğu muhteşem bir organizasyon. Milyarlarca insan arasında neden bazıları bize sıradan gelirken, biri bir anda bütün düşüncelerimizin merkezine yerleşiyor? Serkan Karaismailoğlu bu soruya romantik cevaplar vermiyor. Onun yerine nöronları, sinapsları, hormonları ve beynin görünmeyen çalışma sistemini anlatıyor. Ama bunu yaparken bilimi soğuk bir bilgi yığınına dönüştürmüyor. Tam tersine, insanın kendisini anlatıyor. Çünkü beynin işleyişini öğrenirken aslında kendi davranışlarımızın, seçimlerimizin ve duygularımızın kökenine de yaklaşıyoruz. En çok hoşuma giden şey, kitabın aşkın büyüsünü bozmaması oldu. Bilimsel açıklamalar çoğu zaman duyguların sihrini azaltır diye düşünülür. Fakat burada tam tersi bir durum var. Bir insanı gördüğümüzde beynimizde gerçekleşen o olağanüstü hareketliliği öğrenmek, bana aşkı daha sıradan değil, daha hayranlık uyandırıcı gösterdi. Belki de aşkı özel yapan şey, açıklanamaması değil; açıklanabildiği hâlde hâlâ insanı şaşırtabilmesidir. Aşktan Önce yalnızca aşkı değil, insan olmayı anlamaya çalışanların okuyabileceği bir kitap. Kalbim sevdiğini sanıyordu. Meğer bütün hikâyeyi sessizce beynim yazıyormuş. "Aşkı hissetmek başka, aşkın beynimizde nasıl filizlendiğini görmek bambaşka bir deneyimmiş." 2.ci kitap olan Aşktan Sonra kitabıyla görüşmek dileğiyle keyifli okumalar ve aşk dolu günler dilerim
Aşktan ÖnceSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 2026315 okunma