Yaptığımızı etik bulmadım, kanıma dokundu abdestli hırsızlığa çıkmak. Çektim bizimkileri köşeye içim rahat etmiyordu:
"Gençler salın o abdestleri yanımızda götürmeyelim, günah lan!"
"Ben öyle istediğim zaman osuramıyorum, geğirsem gider mi abdest?"
"Serkan, komşunun kız çocuğu mu lan bu? Niye gitsin geğirince? Osuracaksın, sıçacaksın, işeyeceksin başka yolu yok."
"Var aslında kan çıkarsa gider abdest. Kan kardeşi olalım." dedi Mete.
Mete ile din kardeşi olmak bile yeteri kadar travmatikti benim için, bir de kan kardeşi olacağımız varmış. Hangi niyetle çıktığımız yolda şartlar nasıl gelişiyordu, nasıl oluyordu bilmiyorum ama inşaata demir çalmaya giderken abdest almak zorunda kalıyor, sonra bunu etik bulmayıp aldığımız abdesti kaçırmak için çözüm diye elimizi kesip kan kardeşi olmayı düşünüyorduk.
"Mete içerde, kapıda kalmış yine. Annesi babası düğüne gitmiş, anahtarı evde unutmuş. Sizin evde bekleyebilir miyim dedi, iyi geç dedim. Sonra boş bulundum aç mısın diye sordum."
"Anne sen ne yaptın?"
"Sorma, meğer çocuk da yıllardır bu soruyu bekliyormuş. Niye uyarmadınız oğlum beni? At gibi yiyor deseydiniz, bir leğene göbek, marul, arpa, soğan doğrar koyardım bunun önüne Hayır baban da gelir bir saate yeni yemek yetişmez, aç koydu bütün aileyi."
"Biz de açız İlknur teyze."
"Ve aç kalmaya devam edeceksiniz. Namazdan sonra yesin diye dedene meyve doğramıştım, Mete onu bile yemiş. Kurban Bayramı'ndan kalan budu buzluktan çıkartmış mutfak tezgahının koymuş, çözülmesini bekliyor galiba. O budu parçalamasın diye bıçakları sakladım, bütün halde pişirip yiyemez herhalde. Oğlum siz bununla arkadaşlığınızı niye kesmiyorsunuz? Hepimizin hayrına olur. En azından bizim eve gelmez."
"Anne bu arkadaşlığımızı kesmiş halimiz, neyse dur biz konuşuruz"