Kendime yaptığım baskıdan bunaldım. Her şeyin sorumlusu o umut denen kelimeyi bir daha duymak istemiyorum. Artık ağladığım görülmesin diye yanımda güneş gözlüğü taşımaktan bıktım. Cebimde sürekli kağıt mendil bulundurmaktan da. Artık ne olacaksa olsun diyorum ama bir şey olmuyor. Hayat, var mı öyle yağma, o iş o kadar kolay değil diyor bana. Sen kendin bir çözüme varacaksın diyor. Onun için de acı çekmem lazım. Kendimden yoruldum. Çok yoruldum...
Diyelim ki hiçbir zaman büyük bir yazar olamayacağım. Diyelim ki hiçbir zaman bir kitabım yayımlanmayacak. Bundan bana ne! Ben yazmayı sevdiğim için yazıyorum. Kim elimden yazma mutluluğunu alabilir?
Biz her şeye rağmen, söğüdün dibinde dizlerimizi karnımıza çekip çaylarımızı karıştıracağız.
İzlenmekten korkmuyoruz. İzlesinler de insanlık görsünler.
Aristo'nun "idealar alemi görünüş alemine içkindir " düşüncesine bilmükabil
Âlem ise ikiye ayrılır; kendi başına ayakta duran alem ile kendi başına bilfiil olan alem. Kendi başına bilfiil var olan alem cevherlerdir. Kendi basına bilfiil var olmayan alem ise olgular(ekvan) ve renklerdir. Bunlar sıfat ve arazlardır. Öyleyse cisim ve cevherler aleminin sürekliliği, arazların kendilerinde yaratılmasına bağlıdır. Arazlar kendilerinde yaratılmadığında -ki beka ve varlıkları ona bağlıdır- onlar da yok olur. .. Öyleyse Hak, cisimler alemi ile ulvi ve süfli cevherler alemini sürekli gözetir (murakebe). Cevherlerin sürekliliğinin bağlı olduğu bir araz yok olursa, aynı anda Allah cevheri kendisiyle(yok olmaktan) koruduğu onun gibi veya zıddı bir arazı yaratır. Öyleyse Allah sürekli yaratır iken alem sürekli Allah'a muhtaçtır.