(Rüya) (11.06.2026) (Bir mahkeme,içerisi akbaba doluydu (kadını ve erkeğiyle bir çocuğu idam edebilmek için öylece yeriyorlardı.)çocuğun elleri kelepçeliydi yargılanıyordu.) (Akbabalar hep bir ağızdan konuşuyordu,çocuk ise suratı asık bir şekilde öylece duruyordu.) “ Komşunun camını kırmış hadsiz - Altına da etmiş. - - Eve geç dönmüş - - Çirkin bir çocuk olduğunu düşünüyorum - Senin oyun oynamaya hakkın yok derslerine çalışacaksın. Önce notlarını düzelteceksin,kuzenin gibi topluma yararlı birey ol Sonra çocukluğunu yaşarsın. Âdi çocuk Hayatında hiçbir yere gelemeyeceksin Kaç kere söyledik Senden adam olmaz. Altına etti galiba baksanıza konuşmuyor. Uğraşma bence Kafan çalışmıyor senin budalanın tekisin. (Çocuğu yargılıyorlardı çocuk ise cevap vermiyor öylece duvarda ki “Eşitlik Esastır.” yazısına bakıyordu,yönelttikleri yargılar çocuğun geçtiği yargıların çeyreği bile değildi ve en hafifleriydi. ancak onu yargılayan herkes -ağır orta ve hafif- mahkemedeydi.Konuşanlar da vardı konuşmayanlar da . Herkes çok keyifliydi.) Yetişkin: BİZİ DİNLEMİYOR MUSUN ? Çocuk:Yanlış bir şey yapmadı (Çocuğun sözünü kesti) Yetişkin: KES
HİKEM
قال الإمام الشافعي رحمه الله : ‏العلم أربعة أرباع ‏١- من تعلم الأول ظن أنه اعلم الناس. ‏٢- ومن تعلم الربع الثاني علم انه قد فاته من العلم شيء كثير. ‏٣- واذا تعلم الربع الثالث علم أن مافاته من العلم أضعاف أضعاف ما أدرك. ‏٤- واذا دخل إلى الربع الرابع قال أنا أجهل الناس . İmam Şafiî (Allah ona rahmet etsin) şöyle buyurmuştur: Bilgelik dört bölüme ayrılır: 1. Birinci bölümü öğrenen, kendisinin insanların en bilgilisi olduğunu düşünür. 2. İkinci bölümü öğrenen, çok fazla bilgiden mahrum kaldığını anlar. 3. Üçüncü bölümü öğrenen, kaçırdığı şeyin öğrendiğinden kat kat fazla olduğunu anlar. 4. Dördüncü bölüme giren, "Ben insanların en cahiliyim" der.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
ÖLÜM BİR “MİHRİBAN” SELİM GÜRBÜZER Sarı saçlarını deli gönlüme Bağlamışım çözülmüyor Mihriban Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Yar değince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban Tabiplerde ilaç yoktur yarama Aşk değince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Evet, aşka hudut çizilmiyor. Nasıl çizilsin, öyle bir aşktır ki bu; -Mecnun 'Leyla Leyla' diye çöle düştüğünde ilahi aşkta bulur kendini. -Necip Fazıl aynaya ‘Hani ya kendim” diye sorduğunda tıpkı bir askerin komutanı karşısında oku sadakta elde kemendiyle emrine amade esas duruşta beklediği gibi ‘Benim Efendim’ dediği Abdülhakim Arvasi’ye bend etmiş halde bulur kendini. -Muhsin Yazıcıoğlu kuyu gölgesi üşüdüğü Yusufiye’den “Sonsuzluğa ulaşmak istiyorum” diye ötelere kanatlandığında kar beyaz toprağın bağrına düşüp sonsuzluk kervanında bulur kendini. -Abdurrahim Karakoç ise lambanın titreyen alevinde üşürcesine “Sevgi yetmiyor” diyerek kendini aşkın gözyaşı mihrabında bulur. Belli ki bu üşüme bildiğimiz cinsten üşümek değil. Bu üşüme halini iki güzel insanın hal ve ahvalinden ancak çözebiliyoruz. İşte o iki güzel adam Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdurrahim Karakoç’tan başkası değil elbet. Üşüme hadisesinin en yoğun yaşandığı Kahramanmaraş adına yakışır bir şekilde, nasıl ki 80 yıl öncesinde Karakoç’u Mihriban’ca kendi toprak basar kucağında sarıp sarmalamışsa, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da tarihler 2009 Martını gösterdiğinde bu kez o en soğuk kış ayazında Keş dağlarında kar beyazca sarıp sarmalayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki; Karakoç’a Kahramanmaraş
YAZININ ANATOMİSİ-Chapter 2: İLK BÖLÜM KARMAŞASI
Kitap gibi bir günden daha herkese merhaba sevgili 1K ahalisi. Görüşmeyeli nasılsınız? Ben maviyle, yıldızlarla ve geceyle kafayı bozmuş R. A. Süreyyâ. Bir önceki chapter’ımızda villainler hakkında konuşmuştuk. Bugünkü konumuz ise, filepenyez ✯ ’in önerisi ile, ilk bölüm yazmak üzerine olacak. Keyifli okumalar dilerim şimdiden. Kahveleriniz hazırsa arkanıza yaslanın ve benimle beraber bu dünyanın içine dalmaya hazırlanın.💙 Not: Bu yazı tiramisu yerken ve nescafe içerken hazırlanmıştır. :) Belki de kitap yazmanın, fikir bulmak ve evren kurmaktan sonraki en zor şeylerinden birisidir, o boş sayfanın başına geçip ilk cümleyi yazmak. Çünkü nasıl devam ettireceğimizi bildiğimiz öykülerimizin girişini nasıl yapacağımızı, nasıl başlayacağımızı bulmak bazen imkansız bir işi başarmak gibi gelir. Yazarlıkla uğraştığım için kendi deneyimlerimi de paylaşmak isterim. Gördüğüm ve araştırdığım kadarıyla bu konu, neredeyse herkesin başına gelen bir şey olmasına rağmen, ne hikmetse benim hiç yaşamadığım bir zorluk. Neden acaba diye kendimi sorgulayıp düşündüm, çalışma yöntemlerime baktım, araştırmalarımla karşılaştırdım ve bu sorunu yaşayan insanların anlattıklarıyla da değerlendirdiğimde, böyle bir yazı çıkardım karşınıza efenim.🌠 Karşılaşılan en büyük engellerden ilki, kişinin (yazarın/yazar adayının) ne anlatacağını henüz kendisinin de tam olarak bilmiyor oluşu şeklinde geliyor. İlerleyen bölümlerde hikaye oluşturma ve evren kurma üzerine de konuşuruz fakat şimdilik bir köşede göstermelik dursunlar. Şimdi; yazmak için o defterin/bilgisayarın başına oturduğumuzda, eğer ki artık bir senaryo veya taslak çalışması yapmak değil de, gerçekten ortaya çıkaracağımız esere başlamak istiyorsak, hikayemize son derece hakim olmamız gerekiyor. Bunun üzerine günlerce, haftalarca, hatta
YAZININ ANATOMİSİ♧
Düşman Tanıma ve Savaşma
İslam’ın fıtri nizamında erkek, sadece fiziki bir gölge yahut kuru bir otorite değil; maiyetindeki canların sığınağı, muhafızı ve istikbal emniyetinin sarsılmaz kalesidir. Cenab-ı Hakk’ın kelam-ı ezelisinde, Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdır , yani kavvamıdır; çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmış ve erkekler mallarından harcamaktadırlar fermanıyla ilan buyurduğu kavvamiyet rütbesi, bir üstünlük taslama vasıtası değil, omuzlara yüklenmiş bir mesuliyet küfesidir. Aile sakinlerinde aranan fıtri sekineti ve güven hissini aşılamakla mükellef olan kavvam bir erkeğin attığı ilk ve en stratejik adım ise hane halkına yönelecek tehditleri, yani düşmanları net bir şekilde tanımlamaktır. Zira bilirim ki, güvenliğin olmadığı yerde sekinet hasıl olmaz; sekine ve emniyetin bulunmadığı bir iklimde ise istikbale emin adımlarla yürümek imkansızdır. Mümin bir erkek için emin olmak güvenin ön şartı, güven ise huzurun tesisi için her şeyi İslam boyasıyla sıbğatullah boyamanın yegane vesilesidir. Güvenlik hem içeride hem dışarıda sağlanmalıdır, hem ruhi hem maddi anlamda sağlanmalıdır. Kavvamiyetin ilk boyutu, maddi dünyadaki tehlikelere karşı teyakkuzda olmayı iktiza eder. Mühendis bir nazarla bakıldığında, bir evin fiziki güvenliği evvela o yapının temellerinin ve kolonlarının sağlamlığından başlar. Mümin bir erkek, çoluk çocuğunu barındırdığı meskenin maddi tehlikelerine karşı gözünü kapatamaz. Depreme, tazyike ve her türlü aşınmaya karşı hanenin rijitliğini korumak ne kadar elzemse, o hanenin emniyetine muhalif olan dış amilleri, hırsızları, tecavüzkâr unsurları ve çevresel tehditleri de birer düşman bilip erkenden bertaraf etmek o nispette mecburidir. Mümin, yaşadığı mekanın kolonundan kapı sürgüsüne kadar her detayı bir muhafız vakarıyla tahkim
Din
Sar beni, üşüyorum... (Öykü)
Eskiden çok seviyordum o şiiri. Şimdi daha çok seviyorum. Vallahi üstümü başımı yırtacağım, avazım çıktığı kadar bağıracam. Bağırmak istiyorum çünkü. Öyle normal bağırmak değil. Mahalleye anons arabası çağırıp bağırmak. Haydin yazarınız geldi ha! Düşünceler bilenir! İç sıkıntıları tamir edilir! Yalnızlıklar dikilir! Okur lazım, okur! Ulan ben bu şiiri dinlediğimde başka bir ruh halindeydim, demek duygu değişince şiir de değişiyor. Aynı şiir başka yerden vuruyor. Yaz bunu bir kenara Alper, bir yerde işlersin, okursan beğenirsin. Dur ya bu bilinç nasıl bir şey? O Zindankale'de geçiyordu, böyle değildi ki. "Ay şimdi camı çerçeveyi indirip avazım çıktığı kadar baaracam!" Şimdi ne alaka, bu nasıl şiirle kafamda birleşti? Yanlış şekilde. O şiir nasıldı yaa... Haydin yazarınız geldi ha… Güzelmiş aslında. O güzel adam eşeklerin sırtında kitap taşıyormuş, adam dağa taşa çıkmış, köye girince bağırıyormuş. Şimdi olsa öyle olmazdı. Kaçıran üzülür! İlk yüz okuyucuya imzalı! Bir alan ikinci yalnızlığını bedava götürüyor! Yav adam eşeğin üstünde kitap taşımış. Ben birkaç öteye kitap yollarken kargo hesaplıyorum. Kargo da ayrı mesele. Sen Sevil'in oğlusun demi? Evet. Bunlar ne? Kitap yazdım, arkadaşlarıma yollayacağım. Hıı güzel. Güzel dedi geçti. Benden sana abla tavsiyesi, böyle yoğun günlerde gelme. Aramızda müthiş bir senkronizasyon var. O öyle bir vurguluyor ki ben hemen anlıyorum, diğer bilgiyi tamamlayıp bekliyorum, diğer detay, ve diğer... İnsanın hayalindeki uyumlu harika çift olduk. Kargo üç yüz elli lira. Üç yüz elli lira iki kişi güzel köfte ekmek yer, biliyorum, dede mesleği. Üç yüz elli lira bir buçuk kitap. Üç yüz elli lira dört paket sigara değil, daha az oldu galiba, dur. Yaa her şeyi kitaba çevirmeye başladım ben. Dolar kaç olmuş, 43,85. Altın kaç, dur hesaplayayım,