Sıfır Noktasındaki Kadın üzerine yapılacak ciddi bir değerlendirme, metnin özgürlük ve özneleşme problemlerini
tartışmaya açtığını kabul etmekle başlamalıdır. Yazar Neval El Seddavi, Firdevs karakteri üzerinden bireyin varoluşunu belirleyen temel dinamikleri -korku, arzu ve iktidar- keskin
bir şekilde ifşa eder. Yapıtın, kurgu dışı olması, gerçekliği yüzümüze çarpar.
"Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır" ifadesi, özgürlüğü dışsal koşullardan ziyade içsel bağımlılıkların çözülmesi olarak tanımlar. Bu noktada
Firdevs'in ulaştığı özgürlük, klasik anlamda bir "iyi yaşam ideali değil, neredeyse tüm bağların kopuşudur. Bu kopuş, onu kaçınılmaz olarak nihilizmin sınırına getirir. Firdevs'in idam edilecek olmasına karşı geliştirdiği neredeyse tam bir tepkisizlik, bu sınırı iyiden iyiye görünür kılar. Ancak ölüme karşı olan bu kayıtsızlık salt bir anlamsızlık duygusundan mı doğar, yoksa bilinçli bir varoluşsal seçim midir? İşte burada metin, Nihilizm ile Varoluşçuluk arasında ince bir çizgide konumlanır. Durumlar vardır ve seçimler vardır. Pişmanlık yoktur. "Vahşi ve tehlikeli bir kadınsın sen." -"Ben gerçeği söylüyorum. Gerçek vahşi ve tehlikelidir." diyaloğu, bu varoluşsal tavrın toplumsal algısını açık eder. Firdevs'in "tehlikeli" oluşu, aslında sistemin dayattığı ahlaki kodları reddetmesinden kaynaklanır. Onun yaşam tarzı, egemen ahlak tarafından "ahlaksızlık" olarak damgalanırken bir yandan saygın, ulaşılmaz bir konumdadır. Metin, tam da ahlakın kendisini sorgulamaya açar.
Firdevs'in yaşamı ve ölümü, ahlak, özgürlük ve anlam arasındaki ilişkinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyar. Onun idam karşısındaki sükûneti, ne basit bir umutsuzluk ne de romantize edilebilir bir