Nihan KAYATÜRK ÇİÇEK

Nihan KAYATÜRK ÇİÇEK
@biniyanvardi
Yüz yüze ve online olarak, hem çocuklarla hem de gençler ve yetişkinlerle felsefi diyalog temelli atölyeler düzenliyorum. Çalışmalarımı ve güncel projelerimi Instagram üzerinden de takip edebilirsiniz: ︎ @nihankayaturk.p4c
Felsefe Öğretmeni
Mimar Sinan Gsü - Felsefe
102 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
6/10
·128 syf.··
2026 11. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 18:49
·
'Bir Kahve Bir Kitap' serisinin bu haftaki konuğu Jean Paul Sartre'ın Varoluşçuluk akımını tanıtıp savunduğu bu yapıtı. Sartre der ki; "İnsan kendini ne yaparsa odur." Kendi hikayemizin tek yazarı olduğumuzu hatırlatan, pasiflikten aktif bir yaratıma davet eden bu eser, her okurda farklı karşılıklar bulan bir felsefenin temel metnini (Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır / Sartre) ve bunun yanı sıra Gaéton Picon ve Laffont Bompiani’ nin Varoluşçuluk’a ilişkin incelemeleriyle P. Naville’in Sartre’la yaptığı konuşmayı içeriyor. Kendi değerlerimizi yaratma sorumluluğunun ağırlığı ve o meşhur "özgürlüğe mahkumiyet" hissi... Kendi anlamını kendi inşa etmek isteyen her özgür ruhun yolunun kesişmesi gereken bir metin.
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,853 okunma
Reklam
6/10
·296 syf.··
2026 10. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 18:03
“Ölüm Ne Yana Düşer ya da hayat benim neyim oluyor?” Bu kitabı bir bit pazarında bulmuştum. Açıkçası beni içeriğinden önce kapağı yakaladı. Ama sayfaları çevirdikçe mesele sadece estetik değil, doğrudan zihinsel bir davet haline geldi. Metin; farklı kültürlerin ölüm anlayışlarını, ölümden dönme deneyimlerini ve ölüm sonrası tasavvurlarını yan yana getirirken, aslında tek bir şeyi zorunlu kılıyor: Ölümü düşünmeden hayatı tanımlayamıyoruz. Biraz “müdahil” ve kitapla genelde (kurgusal bile olsa) tartışan bir okur olarak en çok ilgimi çeken bölüm, ölümsüzlüğün karşı savı oldu. Çünkü mesele burada romantik bir “sonsuz yaşam arzusu”ndan çok, şu soruya dönüşüyor: Eğer ölüm olmasaydı, hayat hâlâ anlamlı olur muydu? Belki de hayat, tam da ölümle sınırlandığı için “değer kazanan” bir süreçtir.
Ölüm Ne Yana DüşerKolektif · Omega Yayınları · 200218 okunma
8/10
·112 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 21:35
Sıfır Noktasındaki Kadın üzerine yapılacak ciddi bir değerlendirme, metnin özgürlük ve özneleşme problemlerini tartışmaya açtığını kabul etmekle başlamalıdır. Yazar Neval El Seddavi, Firdevs karakteri üzerinden bireyin varoluşunu belirleyen temel dinamikleri -korku, arzu ve iktidar- keskin bir şekilde ifşa eder. Yapıtın, kurgu dışı olması, gerçekliği yüzümüze çarpar. "Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır" ifadesi, özgürlüğü dışsal koşullardan ziyade içsel bağımlılıkların çözülmesi olarak tanımlar. Bu noktada Firdevs'in ulaştığı özgürlük, klasik anlamda bir "iyi yaşam ideali değil, neredeyse tüm bağların kopuşudur. Bu kopuş, onu kaçınılmaz olarak nihilizmin sınırına getirir. Firdevs'in idam edilecek olmasına karşı geliştirdiği neredeyse tam bir tepkisizlik, bu sınırı iyiden iyiye görünür kılar. Ancak ölüme karşı olan bu kayıtsızlık salt bir anlamsızlık duygusundan mı doğar, yoksa bilinçli bir varoluşsal seçim midir? İşte burada metin, Nihilizm ile Varoluşçuluk arasında ince bir çizgide konumlanır. Durumlar vardır ve seçimler vardır. Pişmanlık yoktur. "Vahşi ve tehlikeli bir kadınsın sen." -"Ben gerçeği söylüyorum. Gerçek vahşi ve tehlikelidir." diyaloğu, bu varoluşsal tavrın toplumsal algısını açık eder. Firdevs'in "tehlikeli" oluşu, aslında sistemin dayattığı ahlaki kodları reddetmesinden kaynaklanır. Onun yaşam tarzı, egemen ahlak tarafından "ahlaksızlık" olarak damgalanırken bir yandan saygın, ulaşılmaz bir konumdadır. Metin, tam da ahlakın kendisini sorgulamaya açar. Firdevs'in yaşamı ve ölümü, ahlak, özgürlük ve anlam arasındaki ilişkinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyar. Onun idam karşısındaki sükûneti, ne basit bir umutsuzluk ne de romantize edilebilir bir
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,2bin okunma
6/10
·145 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 19:41
Yalnız Gezerin Düşleri ya da bendeki versiyonuyla Yalnız Adamın Hayalleri, Jean-Jacques Rousseau’nun hayatının son döneminde yazdığı, bir tür iç monolog ya da düşünce günlüğü denilebilecek türde oldukça kişisel ve felsefi yoğunluğu yüksek bir metin. Rousseau burada dış dünyayı değil, kendi zihnini ve duygularını inceliyor. Kitap 10 bölümden oluşuyor ve her bölüm, bir yürüyüş sırasında zihninde beliren düşüncelerin akışı şeklinde. Yalnızlık ve toplumdan kopuş teması: Rousseau, bu eserde kendisini toplum tarafından dışlanmış biri olarak konumlandırır. Ona göre insanlar onu yanlış anlamış ve haksız yere yargılamıştır. Emile eserinden sonra hem kilise hem devlet otoriteleri tarafından ağır eleştirilere maruz kalmış, dönemin diğer önemli düşünürleri Voltaire ve Denis Diderot ile ilişkisi kötüleşmiştir. Bu yüzden yalnızlığı zamanla bir varoluş biçimi haline getirmiştir. Doğa ile kurulan ilişki: Doğa, Rousseau için bir sığınak ve iyileştirici alandır. Yürüyüşler sırasında doğayla kurduğu bağ, modern insanın kaybettiği saflığa dönüş gibi sunulur. Kendini gözlemleme: Metin, klasik anlamda bir felsefi argüman kurmaktan ziyade, bir öz-bilinç deneyidir. Rousseau burada kendini analiz eder, hatalarını ve duygularını sorgular. Mutluluk anlayışı: Rousseau’ya göre mutluluk: Dışsal başarılarla değil içsel dinginlik ve doğayla uyumla mümkündür. Bu da kendinden memnuniyettir. Kitap duygu ve bireysel deneyimi öne çıkardığı için Romantizm akımının habercisi sayılabilir. Modern bireyin yalnızlığına dair erken ve güçlü bir metindir.
Yalnız Adamın HayalleriJean-Jacques Rousseau · Arkhe Yayınları · 20075bin okunma
7/10
·128 syf.··
2026 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 15:14
Osamu Dazai'nin İnsanlığını Yitirirken eseri modern insanın anlamla kurduğu ilişkinin radikal bir sorgulamasıdır. Yozo karakteri üzerinden toplumsal rollerin ne kadar yapay, “ben” dediğimiz şeyin ise ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Toplumun ne olduğunu sorar, toplumun çekindiğimiz tepkileri aslında çevremizdeki insanların tepkileri değil midir? Metin, özellikle Nihilizm bağlamında okunabilir: Değerlerin çözüldüğü, anlamın dışsal olarak kurulamadığı bir dünyada, bireyin kendisiyle kurduğu ilişki de parçalanır. Yozo’nun trajedisi, yalnızca topluma uyum sağlayamamak değil; aynı zamanda hiçbir değeri sahici bulamamaktır. Bu açıdan eser, şu soruya yol açar: İnsan, anlam üretmeden yaşayabilir mi? Varoluş, yabancılaşma ve anlam problemleriyle ilgilenenler nihilizm tartışmalarına ilgi duyanlar, edebi metinlerde psikolojik derinlik ve karakter çözümlemesi arayanlar okuyabilir. İç monolog ve kırılgan anlatıcılarla kurulan metinleri sevenler, yer yer rahatsız edici bir dürüstlüğe açık olan okurlar sevebilir. Çünkü metin, rahatlatmak için değil; rahatsız ederek düşündürmek için yazılmış.
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma
Reklam