Sanırım, dünyanın haydutların yüzünden de, yangınlardan da batmayacağını, ama çekememezlikten, düşmanlıktan, böyle ufak tefek şeylerden batacağını anlıyorsunuzdur...
Bazılarımız hala konuşarak dünya nizamını değiştirebileceğimizi sanıyoruz. Hala harikulade bir alemde olduğumuzu, konuşmakla işin hallolacağını, bizim konuşmakla yükümlü olduğumuzu ama asla tedbir ve sebeplere sarılmamız gerekmediğini zannediyoruz. Halbuki durum bunun tam tersidir. Bizler sebepler alemiyle hükümlüyüz. Olağanüstü şeylerin zuhur ettiği alemden sorumlu değiliz. Tabii ki de bu alemin varlığına iman ederiz. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den olağanüstü olaylar zuhur etmiştir, bizler buna iman ettik. Ayrıca Allah'ın veli kullarından da zuhur eder, ki biz buna da iman ediyoruz. Fakat bizler böyle mucizeler olacak diye beklemekle değil, görevimizin gereğini yerine getirmekle sorumluyuz. Sebeplere sarılmalıyız. Neeler yapıyoruz? Hangi aşamadayız? Çoğu insanın şöyle söylediğini duyuyoruz: İslam uygulansa bütün sorunlar çözülür. Bu doğrudur. İslam bütün sorunları çözecek mükemmel bir sistemdir. Fakat bu sorunlar sadece konuşmakla mı düzelecektir. Sahabenin İslam'ı kabul etmeleriyle bütün sorunları çözüldü mü? Yoksa her bir meselede yapılması gereken işleri öğrenip o işlerin haklarını mı verdiler?
İslam'ın, Muslumanları bütün dünyanın önüne geçirecek kuralları Muslumanlara farz kıldığını ve İslam ümmetinin kalkınması için beş rüknun uygulanması gerektiğinden bahsettik: Değerlendirilmiş toprak, programlanmış zaman, ihtiyaçları karşılayacak uzmanlık, İslam kültürü (doğru, Rabbani, eksiksiz, kapsamlı) ve sürekli istikrar.