Bici

Bici
@bintulaise
Sultan Fatih Ayasofya’yı kılıç hakkı olarak özgürlüğüne kavuştururken ne Kilise’nin tehditlerine, ne de Batılı devletlerin ne söyleyeceğine baktı. Ayasofya kubbesiyle, sütûnuyla İslâm’ındır, İslâm’ın kalacaktır. Bedeli ise yağmur gibi yağan oklara, surların üzerinden dökülen kızgın yağlara aldırmadan surlara tırmanan Ulubatlı Hasan ve on binlerce şehit ve gazi tarafından ödenmiştir. Ayasofya, Allah Rasûlü’nün fethini müjdelediği, kendisiyle birlikte askerini de övdüğü Fatih Sultan Mehmed’in zafer anıtıdır. Ayasofya, yirmi bir yaşında İslâm’ı cihâna hâkim kılacak iradeyi kuşanan devlet adamının fetih mührüdür. Ayasofya, İslâm’a adanmış hayatlara verilen İlâhi armağandır; “Feth-i Mübîn”dir. Ayasofya, Akşemseddin ve Molla Gürani gibi Allah Rasûlü’nün Sünnet-i Seniyyesi’ne bağlı iki ulu hocanın, irfanın Fatih’in şahsında devletleşme tezâhürüdür. İhsan ŞENOCAK #ayasofyacamii #ayasofyakebircamiii
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Netice olarak İslâm, zaman cenderesi içinde bu cendereyi kırıcı teklik ifade eden bir sistemdir. Dünya’yı bırakmak da yoktur, İslamiyet'te... Istırabı, çileyi, hasreti bırakmak yoktur; burası, dünya ıstırap yatağı... Onun için şeriat en güzel ismini vermiş dünyaya: “-Dünya ahiretin tarlası....” Burada ne ekersen orda onu biçilmiş bulacaksın; burada zaman içinde inlerken orada zaman üstü huzura ereceksin. Onun için dünya’yı terk etmek yok... Tasavvufta bir çok terklerden sonra, terketmeyi de terketmek var. Tekrar dünya’ya dönmek ama dünya’ya kendi hakkı kadar pay vermek, onu hakkının üstüne çıkarmamak... Sır burada...”