İnsan Zihninin Karanlık Koridorlarında Bir Yemin
Jean-Christophe Grangé, “Şeytan Yemini”nde kötülüğü bir dış güç ya da metafizik varlık olarak değil, insan ruhunun karanlık kıvrımlarında filizlenen bir hastalık olarak işler.
Romanın merkezinde iki polisimiz vardır: Başkomiser LUC SOUBEYRAS ve yakın dostu MATHİEU DUREY (Mat). Her ikisi teoloji bitirip rahip olmaya hazırlanan iki yakın arkadaştır ; isimleri bile tesadüf değildir — Luka ve Matta,
Havari Luka "Tanrının iyiliğinin yazarı"
Havari Matta " Gümrük memuruyken İsa'nın çağrısı üzerine onun peşine tutulmuş ve onun sözlerini yazıya dökmüş havari"
İkiside İncil yazarlarının adlarını taşırlar. Görünüşte adaletin temsilcileridir, fakat derinlerde, inançla bastırılmış karanlık dürtülerin pençesindedirler. Gel gelelim nasıl rahip olacakken polis olmaya karar verirler: Luc bu yolculukta bir konu üzerine saplantı geliştirir "ŞEYTAN" Şeytanı aramak içinde sokaklarda olması gerektiğine karar verir ve polis okuluna kaydolur. Evlenir ve iki kız çocuk sahibi bir Katolik ve işinde iyi bir polis olur.
Mathieu’u ise Rahip okulundan sonra Afrika'ya yardım ve destek için gönüllü olur. 1994 Afrika Ruanda soykırımında yaşadığı travma, onun karakterini belirleyen en güçlü damar. İnsanlığın en çıplak kötülüğüne tanık olmuş, vicdanını onaramamış bir adamdır. Oradan Paris'e geldikten sonra çok ağır travmalar ve antidepresanlar ... Bu olaydan sonra rahip olmak yerine Polis olmayi seçmiştir. Polis olmasının ardında adalet duygusu değil, suçluluk duygusunu dengeleme arzusu yatar. Bu yüzden, cinayetlerin peşine düşerken aslında kendi içindeki karanlıkla hesaplaşır. İki dost birkaç yıl sonra aynı birimde çalışmaya başlarlar: Cinayet Şube
Hikâyemiz, Luc’un kendini göle atıp intihar girişimiyle başlar. Bu sahne, yalnızca bir vaka değil,