Osmanlı’daki kölelik düzeni homojen değildi; içinde çok sert bir ırksal ve sınıfsal hiyerarşi barındırıyordu. Osmanlı saray hiyerarşisinde özellikle Ak Ağalar (Beyaz hadımlar) ve Kara Ağalar (Afrikalı hadımlar) şeklinde iki grup vardı. Zamanla Kara Ağalar, sarayda ve haremde mutlak bir güç odağı haline geldi. İslam hukuku, bir insanı hadım etmeyi kesin bir dille yasaklamıştı. Osmanlı bu yasal engeli aşmak için korkunç bir ikiyüzlülük yöntemi geliştirdi. Hadım etme işlemi imparatorluk topraklarında değil, kölelerin toplandığı Sudan, Etiyopya (Habeşistan) ve Yukarı Mısır gibi bölgelerde, yerel Hristiyan veya Yahudi tüccarlar ile kabile liderleri eliyle yapılıyordu. Küçük yaştaki erkek çocukları hiçbir hijyenik ortam olmadan ameliyata alınır, cinsel organları tamamen veya kısmen kesilirdi. Bu operasyonlar esnasında enfeksiyon ve kan kaybından dolayı çocukların yaklaşık %70 ila %80'i hayatını kaybederdi. Hayatta kalanlar ise İstanbul'a getirilip saraya ve zengin konaklarına satılırdı. Sarayda en tepeye yükselen Darüssaade Ağası (Kızlar Ağası), sadrazam ve şeyhülislamdan sonra devletin en güçlü üçüncü figürü haline gelebiliyordu. Ancak bu güç, arkasında hiçbir aile veya soy bırakamayacak, tamamen saraya bağımlı ve yalnız bırakılmış bir insanın trajedisi üzerine kuruluydu.
Siyahi cariyeler, Osmanlı ev içi hiyerarşisinde genellikle en alt basamağa, yani ağır ev işlerine, mutfağa, temizliğe ve çocuk bakımına (kalayık/baba mürebbiye) konumlandırılırdı. Beyaz cariyeler estetik ve üreme odaklı bir "statü" objesi olarak görülürken, siyahi kadınlar doğrudan kaba iş gücü olarak sömürülüyordu. Doğu Afrika'dan (Etiyopya/Habeşistan) getirilen cariyeler, ten renklerinin daha açık olması ve kültürel yapıları sebebiyle Sudanlı kadınlara göre daha "ayrıcalıklı" kabul edilir, bazen sarayda