Güzel günler göremeyeceğiz çocuklar..
>>>Güzel günler görmek için “Her şey çok güzel olacak” demekle mi yetineceğiz, “Her şey çok güzel olsun diye ne yapmak lazım” sorusunu sormaya cesaret mi edeceğiz? Nazım Hikmet Nikbinlik şiirini 1930 yılında yazdı. Sol ideallerin, sanattan politikaya kendine geniş alanlar bulabildiği ve insanların gelecekle ilgili umut dolu hayalleri büyük bir güvenle devrimci bir inanca dönüştürdüğü bir çağda, bugünkü rezil dünyayı inşa eden o iki korkunç savaşın tam ortasında… Şiirinde “Güzel günler göreceğiz çocuklar” diyordu şair. “Güneşli günler göreceğiz” … O zamanlar nikbinlik yani iyimserlik bir şairin kaleminde bedbinliğin yani kötümserliğin karşısına dimdik dikilebiliyordu. İnsanlar savaşların, açlığın, eşitsizliğin çok yakın bir zamanda biteceğine ve iyiliklerle dolu bir dünyaya doğacak çocukların nihayetinde “güzel günler” göreceğine gerçekten inanabiliyordu. O dize, o tek bir dize güzel günler görmeyi bir ideale dönüştüren ve umuda inançla sarılan insanların bu ülkedeki en güzel laik duasıydı. O dizenin yazılmasının üzerinden neredeyse bir asır geçti. Ve çocuklar bu ülkede güzel tek bir gün bile göremedi. Çünkü umut gerçek hayatta şiirde durduğu gibi durmaz. Sadece hayal edilerek güzel günlere kavuşulmaz. Siyasal ya da dinsel gelenekte geleceğe umutla bakmak bir kurtuluşu “beklemek” anlamına gelir. Yani durağan ve pasif bir haldir. Oysa kurtuluş denilen şey beklentiye değil eyleme bağlı bir olasılık hesabıdır. Eylem yerine beklenti temelli bir umut üzerine inşaa edilen politik heyecanlar kalabalıkların bir lidere, bir partiye, bir devlete bel bağlamasına ve o insanların ya da kurumların birgün onları içinde bulundukları kabustan çekip çıkarma olasılığına sırt dayamasına yol açar. Oysa meseleleri sırtlanmak yerine bir şeylere sırt dayamayı tercih eden kalabalıkları
Edebiyat
Bu akımı bende yapayım dedim :)
“10 bin görülme, 200 beğeni alan MİZAH içerikli gönderime gelen yorumlar:” “Komik değil.” “Böyle şeylerin şakası yapılmaz.” “Sen böyle diyorsun da aslında öyle değil…” “Teyzemin adı Mina, komşumun adı Miya.” “0kitap okuyan birinin fikirlerini umursamıyorum” Elbette çok komik ve güzel yorumlar oluyordu ama içerik mizah olunca bu tarz yorumların geliyor olması yorucu oluyor. Özellikle mürekkep yalamış kişilerin olduğu bu uygulamada gelmesi ayrı bir mesele. Neyse yorumunuza sağlık yine de 😃
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ve çok güzel başlayan büyük bir aşk son buluyor
Oğlum siz nasıl yeni diziye hemen tutuluyorsunuz ya. Ben hala Züleyha’yla Yılmaz dayım.Züleyha,Yılmaz’ın hayatta kalması için başkasıyla olurken; Yılmaz,kurban olduğum dediği Züleyhayı para için zengin bir adamla evlendi sanıyor ve çok güzel başlayan büyük bir aşk son buluyor .Ayrıca Burak özçivit gitsin diyarbekir de oynasın kardeşim.Yılmaz karakteriyle Adana’nın gönlünü fethetmiş,Adana’ya yakışan tek oyuncu kişisi Uğur Güneştir.
Hayata Dair
Batın | el-Batın İsminin Anlamı Batın isminin lügat anlamları Batane kökünden türemiş olan el-Batın ismi, gizli olmak, içerde olmak, içine nüfuz etmek, girmek, bir şeyin iç yüzünü bilmek anlamlarına gelmektedir. EL-BÂTIN: Mahlukâtın nazarlarından gizlenen; her şe­yin iç yüzünden haberdar olan. “O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir.” (Hadid, 57:3) El-Batın, aynı zamanda gizli anlamına gelmektedir. Giz­li sırlarımızı bilen Allah, bizim gizli olarak yaptığımız gü­nahlarımızı da bilir; ona gizli yoktur. Batın isminin ıstılah anlamları: Batın; zatı, duyu ve hislerle kavranamayandır. Batın; görünmeyenleri ve gizli olanları bilendir. Batın; hiç kimsenin idrak edemediği sırları içinde barındıran. Batın | el-Batın Dualar ve Zikirler EL-BÂTIN isminin zikri (62) adettir. Zikir saati Ay; zikir günü Pazartesi’dir. Büyük Ebcede göre hesaplanarak zikri de uygun görülmüştür. Bu takdirde miktarı (62×62=3844) olur. Batın | el-Batın esmasıyla yapılacak Dualar: Rasulullah (s.a.v) yatmadan önce Rabbimize bu isimleriyle dua etmiştir. Biz de bu isimleri öğrenerek bunlarla dua etmeliyiz. Ey yedi kat göğün, büyük arşın, bizim ve her şeyin Rabbi olan Allah‟ım! Çekirdeği ve tohumu yaran, Tevrat, İncil ve Furkan‟ı (Hakla batılı birbirinden ayıran Kur‟an-ı Kerim) indiren Allah‟ım! Her şeyin şerrinden Sana sığınırım. Perçemim Sen‟in elindedir. Sen ilksin, Sen‟den önce hiçbir şey yoktur. Sen sonsun, Sen‟den sonra hiçbir şey yoktur. Sen zâhirsin (mutlak galipsin, hakimiyet ve otoriten evrende görülür), Sen‟in üstünde hiçbir şey yoktur. Sen Batınsın (Zâtın görülmez ama Sen bütün gizlilikleri bilensin), Sen‟in ötende hiçbir şey yoktur. Bizden borcu gider ve bizi fakirlikten kurtarıp zenginleştir. Hak Tealanın bu yüce adının vekili ve hizmet meleği olan (Bıtyâil)
Din İslam
Genç göstermek güzel olmak anlamına gelmez
Ben otuzlarının başında bir milenyumluyum. Küçükken herkes 30 olmayı korkunç bir şey gibi gösteriyordu ve üzüleceğimi sanıyordum ama öyle olmadı. Çünkü büyümek kötü bir şey değil ve gençlik her zaman mutluluk anlamına gelmez. (Gençlik ve spor bakanlığının etkinliklerine artık katılamayacak olmam beni yaralamıştı tabii) Yaşımı göstermeyen biriyim. Bence eğlenceli bir şey çünkü insanların tepkileri komik. Ama "Çok genç duruyorsun" bence bir iltifat değil. Kimse bana genç dedi diye "güzel" dediğini düşünmedim. Hatta yirmilerin başında ergen gibi görünmek beni çok mutlu etmemişti. Ayrıca yaşımı bilmeden bana yürüyen yetişkinlerin hepsinin sorunlu olduğunu düşünüyorsun ister istemez. "Genç göstermek" özellikle 30 yaşında veya daha genç isen tuhaf bir güzellik algısı. Neden yetişkin bir kadın erkeklerin ilgisini çekmek için çocuk gibi görünmeye çalışsın ve neden koca koca adamlar bunu çekici bulsun?!?!?! Bu iğrenç konu bir yana, nedense bizim neslin çoğunlukla daha genç gösterdiğini görüyorum. Ve bizden sonraki nesil de daha çabuk olgunlaşıyor ve belki yıpranıyor haklı olarak. Tabii istisnalar var. Bir kaç sene önce uzun sürenin ardından ilk defa 15 yaşında gösteren bir 15 yaşında çocukla karşılaştım ve sınıftaki herkesten çok küçük göründüğü için şikayet ediyordu. Peki bunları neden yazıyorum. Çünkü az önce 3 haftalık bir yorumuma yanıt geldi. Kadının biri bir videoya kendi yaşı ve görünümü hakkında bir yorum yapmıştı ve ben de "Sanırım bizim neslin özelliği, genelde z kuşağından küçük gösteriyoruz. Ben de bütün genç arkadaşlarımdan küçük görünüyorum" yazmıştım. Başka biri yanıt vermiş [İngilizceden çeviri] "İşte kendini z kuşağından genç sanan sanrılı (delulu diye yazmış bir de 🙄 ) bir milenyumlu daha. Bunu sana söylediğim için üzgünüm ama hepniz yaşlı gösteriyorsunuz
İnsan ve Hayat
Uzun zamandır kitap okuyamıyorum uygulamaya önceden okuduklarımı ekledim. İki aydan fazla bir süredir sadece bir kitap bitirdim ve bu durumdan çok da şikayetçi olmayışıma şaşırıyorum. Eskiden böyle bir durum olsaydı en geç iki hafta sonra tekrardan okumalarıma geri dönerdim çünkü okumadığım her gün içimden bir parça eksiliyordu ve o günü yaşamıyor hissiyatına kapılıyordum. Üç yıl önce sınıf öğretmenliğini bitirdim ve şu an bir köyde öğretmenlik yapıyorum günde 90 km gidip geliyorum çünkü kendi aile evimde kalıyorum. Gün içinde bu kadar çok şey yaparken iki sayfa kitap okumamanın derin üzüntüsünü yaşardım ama şu an bu duygudan eser yok belki de çevrede konuşabileceğin hararetle okudukları veya etkilendikleri olaylardan bahseden insanların olmayışı beni bu duruma sürüklüyordur. Açıkcası günümüz değer yargıları da çok değişti herkes paranın ve görünümlerin kölesi olmuş. Böyle bir dünyada yaşadığını gördüğünde okuduklarının da herhangi bir manası gelmiyor gibi ve sana kattığı hiçbir şey yokmuş gibi hissettiriyor. Ne diyeceğimi bilmiyorum kendimi tamamen akışına bıraktım ve kitap okumadan da yaşayabiliyormuşum ama akışına bırakmak benim karakterime biraz ters geliyor çünkü kitap okuyarak bulunduğum bu sıkıcı gerçeklikten kopup uzak diyarlardaki insanların düşüncelerini okumak bana daha keyif verici geliyordu. Çok zeki bir insan olduğumu düşünmüyorum ortalama bir insan zekasına sahibim ama insanlar arasındaki o ince detayları fark edebiliyorum ve nerede nasıl davranmam gerektiğinin farkındayım. Yani aslında evet kitap okumak insanın işine bayağı yarıyor ama istediğim o ruh yok toplumda ya da benim kuşağımda. 2000’lerin dünyasında yaşamış olsaydım belki de kendimi daha mutlu ve huzurlu hissedebilirdim. Eskiden ne kadar az okumuş olursam hayata dair o kadar kesin yargılara