• Müthiş idealist ve moskof oğlanı nazım hikmet nasıl hızlı ve yahşi bir azılı komünist olduğunu yır tipi yazısında “Şarklı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” ismini verdiği satırlarından bir kısmını aşağıya alıyoruz. Ne müthiş bir sovyetçi olduğunu anlamanıza yeter sanırım:
    Şarklı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    Ey beni bir ihtilal gibi
    Feryada getiren diyar
    Fitil nerede göster bana
    Ateşlemesi benden yana
    Geldim senin eşiğine
    İhtilalin beşiğine
    Gözlerime nur istiyorum
    Şuur istiyorum
    Ben seni görmek istiyorum Bir sıla hasreti gibi derinledim
    Haydi tez ol
    Gözlerime nur ver
    Kafama şuur ver
    Oradakiler bekliyor beni
    Orada
    Kızıl gömleğimle görünmeliyim (7)
    Mel’unun gözlerini kan bürümüştü!... Bir robot vampirdi mel’un!... Gerçekleri göremediğinden gözlerine “nur” istiyordu. Şuur ile hareket etmeyen bir robot olduğndan “şuur” istiyordu ki, aklı başına gelsindi...
    Nurunu, şuurunu, namusunu, dinini, milliyetini,vatanını, aklını... Hulasa her şeyini kaybetmiş olan satılmış bir robottan başka bir şey değildi. Çok yazık doğrusu!...
  • Şehsuvar
    Küçük İskender

    I.
    gece saçlarina kadar sokulur, güzelligine
    atilan ilmiklere kadar ulaşir. Koltuk altina
    kaç takim yildiz, burç saklar. Şehsuvar
    sig sikintilar ardinda derin bir havuz..
    dikdörtgen dudaklarda çok yuvarlak
    sözcükler var! Herhangi birine selam versen
    dagilmaya mecbur oluyor yüzün. Uzaklara
    gidecegim ben diyor delikanli, gobi çölüne..
    Tarih atlaslarinda yitirecegim her zerremi
    anlik bir yanilgidir diyor suçüstü alt tarafi
    anahtarliklarin hüznü üstüne
    çift kişilik yataklar için yazdigim senaryolar
    yollar: derisiz ceninler gibi çirkindir
    yollar: tanri nin çocuk oyuncagi oldugu çagda
    işlenmiş günah-kirilmiş ikona
    yollar: insanin kendi cenazesine
    geç gitmesi gibi bir şey! Özellikle!

    şimdi saat başi
    satranç oynayan sabikali beyoglu kaldirimlari
    utanca dogru atilan serinkanli
    serseri adimlari turfanda-radyodan ajans ve hava durumu
    ve muhallebiciler, daima kalabaliktir, daima terli
    içerde tavuk gögsü gözleriyle sevgililerimiz! Simli!
    ve öpüşenler ogullaşan, siklaşan zenci elleriyle
    o tekerlemeler söylenmeyecek! o bilmeceler sorulmaz!
    kaç parmagi çatirdar ki hüsranimin
    kaç cigeri şişer ki raki şişelerinde gömdügüm
    aşklarimin. Aşki geçelim. Onu geçelim,
    onu unut şehsuvar!
    ya da kimiltisiz bir kuş ölüsü dünya müzelerinde
    beton baglayan aromali kanatlariyla kimiltisiz
    kimildar bir gün! Onu umut
    kimildatir degil mi
    kimildatir degil mi şehsuvar!
    saçmaliyorsun! Evine dön, o vicik vicik
    koynuna annenin, sabahligin arkasinda haydi!
    sirilsiklam memeler, ucu mantarla tikanmiş memeler
    ve şato zindani dolaplarda bogdurulur
    porno dergilerinin şahsi derbederligi.. Direniş
    bir bakima
    - Haklisin de! - imparatorluk ahlagi,
    doyum seferberligi! Ve emilmiş
    bir dili andiran dilsiz adi usancin
    bende gizlenen bedensiz bir ölümdü varsay
    ki fazlaca huysuz
    ki fazlaca havadar
    ah! Neden sütyen takmaz acaba uzamiş adamlar,
    ayaklarina,
    yürümedikçe sarkmasin diye bacaklari!

    evet! üstüne üstüne yüklendikçe kaçar
    kaçar ha kaçar
    sevda katillerinin otellerdeki
    kilometrelerce kadinlardan çalip da
    başlarina geçirdikleri
    ten rengi külotlu çoraplar!

    kimsen de kalmaz birdenbire! Açtiklari yaradan
    kan bile akmayacak. Çogu küstah! Çogu şimarik!
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    şehsuvar! Sinirlara mayin döşer bakişlarin
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    şik bir omuz devrimiyle bahari getir
    tavlalar kirilir, iskambil kagitlari savrulur
    görücüye çikan büyücü bir kiz oluverirsin
    patlamiş yirmi ikilik ampul gibi
    patlamiş misir seven
    misirli esmer çocuklarin
    tokluga açligi gibisindir
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    yuvani, anneni bugün terkettin tirnaklarin arap
    ses duvarini aşamaz sesin
    işik kirilir mi hiç
    birleşir yeniden adeta
    - kardeş duasi çeker
    muskalar tutar -
    senin merceklerinde şehsuvar!
    Baksana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    yuvarlak sözcükler filan var. Gülsen
    agizin düşüverecek ve kenarindan biraz
    çatlayiverecek kahkahan. Ve vahşi bir at
    alip bir altmiş dagi daha
    aramiza taşiyacak! Ve vahşi bir atin
    bir hayat boyu süren
    saltanatina dönüşecek birden
    hasretlerle gitgide
    gitgide agirlaşan zaman..

    II.

    maviden ögrenecegi çok şey olmalidir denizin
    yakişikli bir kadindir şehsuvar. Titredi mi
    gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer,
    onunla beraber umulmadik gülden fişkiran renk de!
    aynalar be şehsuvar, rujla boyanmiş kirik aynalar
    zahiri görüntüler de sayilabilir, ahenk de!
    kasiklarinda kasim gibi çogalan
    susam ahirlara kilitlenir o atlar bilhassa
    meydanlar sevdanla, agrinla cilalidir. Olmasin mi?
    simit satan kimi çocuklarsa
    kördür, topaldir, mavidir
    bakirdir daha oysa!

    anne diye seslenir ölümlü çinarlarin
    dişa vurmuş toy köklerine şehsuvar, anne!
    kimsin sen?

    kimim ben der anne
    tekillikle kalaylanirken yüregi adamakilli
    killi erkek kollarinda. En zayif sesiyle
    aglar mi hiç! En karambol sesiyle
    aglar mi hiç! En matem
    sesiyle aglar anne!
    maviden kapacagi çok şey olmalidir denizin
    bir kere: anneler öncelikli diri kalsin, anneler
    orospu olmasin efendiler..

    nerede yaşadigini bilmeyen bir vapur siyrilir
    uykularinda şehsuvar'in. Bütün shakespeare'ler
    bütün hamlet'leri düşünür. Balerin bir sabahtir,
    damlarinda ayakparmaklarinin uçlarinda yürür güneş..
    tüyler, taç yapraklari, aman gürültü etmeyin!
    her anin
    hep bir susan insanidir şehsuvar.
    - şehrin surlarina, cemre olur
    düşüverir at cesetleri, biçaklarda festival var -
    henüz büyüyememiş isyan
    henüz planlari yarim bir katliamdir şehsuvar!
    söndürülememiş orman yangini gözlerinde
    sosyolojinin lümpenligi!
    söndürülememiş kireç kuyusu gözlerinde
    erken uyanişin yaşli ergenligi!
    iniltinin
    suya yansiyan gövdesidir şehsuvar
    hey! anlasana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    acisiz iftiralar falan var..
    şehsuvar kurtulmak da ister
    kurtuluşu neye bagimlidir;
    - cevap şiklari -

    a) "30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayista almanya teslim
    oldu!"
    intihar
    alnimi açti, beynime gerdi beyazperdesini
    kafatasimda bir kabile buldum sonra buzuldan
    okyanuslar buldum damagima açilan gözoyuklarinda
    östakimde birtakim kanun taksimleri
    birtakim kanun kaçaklari gibi esrarengiz iş sonra
    - esrarli sigara içen bukalemunlarla küstük o sira -
    hangi birini bölsem ötekine
    digeri masasina çagiracak beni
    bardagimi doldurup ensemdeki tüyleri çekiştirecek
    beni kambur burunlu şairlerle taniştiracak alelacele
    alelacele el sikişilacak, memleket meselelerinden
    söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhoş olunacak
    kusulacak ayaküstü alelacele
    yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar
    uydurulacagiz alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli
    omurlarimdan, omurgamin içine tramvay hatti döşenecek
    kizlik adini işleyecegim bekaretin tigla
    rönesansin kizlik zarina.. Leonardo! Leonardo!
    haminnem mona lisa'nin ta kendisi çikacak. Zorla şehsuvar
    atlar yine karşima çikacak, karşi çikacak aşk
    hanim hanimcik! Aşki geçelim. Onu geçelim.
    Onu unut şehsuvar!

    onaylansin lütfen
    uzay boşlugunun karin boşluguma doluşmasi..
    sen! ruhumun organik hali!
    sen! gençligimin gergin birakilmiş tek kasi.. Arkasi,
    şekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni
    metal bir şafak oldun gögüme sorgusuz sualsiz
    siz! şehsuvar'i ve beni liflere ayiran
    kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen
    korkuluklar!
    milleti gerdanima toplayip
    parlak cesaretlere, oglancil ihmallere yürüdünüz
    peşinizden tükürecektim bir ihtimal, peşinizden,
    pencereme pencelerinizin hayasizligini sürdünüz
    kapilar sürgülendi, kapi önlerinde
    evde biriktirilmiş kiz kurulari süngülendi
    allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz
    kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim
    deli oldum, kül oldum, isliklaşip durdum
    aruz vezni serçelerle
    romen rakami gerçeklerle
    dedim: bendim
    böcekler gibi sevişen o dostlarla
    tanidiniz mi?
    - Hayir! Pek çikaramadik!
    - Ama tanimaniz şart!
    Ah sultan! Ah şehsuvar!
    intihar
    alnimi açti, aklimi buldu, sana selam söyledi..
    ardindan, ne olabilir ki başka, işte birkaç
    çiyli sardunya, birkaç yarim kitap, sevilmesi
    okşanmasi eksik
    birkaç ölü kedi işte!.

    b) "Hiç sabahattin ali okudunuz muydu?"
    enteresan bir soru
    biraz düşününüz / biraz düşününüz / az
    istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli
    gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda
    ardiardina içilen dublelerin biyografisinden,
    örnegin bürokrasiden, geleneksel aydin
    terbiyesizliginin kronolojisinden, lobilerden,
    ortalarda bir yerden, farzimuhal katolik
    alkoliklerden / hadi! piyonlardan, pasli piyanolardan
    ispiyonlardan, kara şapkali sivillerden
    ya da durup dururken beliren
    sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç
    sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti
    okumadiysaniz, tam vakti dedi şehsuvar!.

    - sahi, tanimadiniz mi?!
    - hayir, pek çikaramadik!

    ne çok yuvarlak sözcük..
    ne çok artistik..

    c) "bir cüce ile çocuk arasindaki farki bana söyleyin hele,
    neden size düşman olsunlar ki?"
    şehsuvar! çabuk! yaşlaniyorsun. Yaşlandin mi
    Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarinda
    hastahane köşelerinde septik
    ellenmek filan hani eskaza
    kaç firsat vardir ki artik
    göz ilişsin, silah kalksin, kulak duysun
    bir de ikide bir hortlarsa davalar ansizin
    avukat tirnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda
    tek başina dogmanin
    bir başina kirlaşmanin
    kendi kendini kirbaçlamanin acimasiz acimasizligi
    (ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm)
    bu şehirde ya sen de vahşi bir at
    ya da olsan olsan
    kabuk baglayamayan
    dinsiz bir yara olursun!

    - sahi, tanimadiniz mi hala?
    - gene çikaramadik

    d) "Once there was a boy. He had no friends to help him.."
    - isminiz nedir, efendim?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - kaç yaşindasiniz?
    - yirmi iki..
    - Nerelisiniz?
    - Istanbul'lu..
    - ne iş yapiyorsunuz?
    - insanim..
    - evli misiniz?
    - hiç denemedim..
    - çocuklariniz var mi?
    - olabilir!
    - isimlerini söyler misiniz?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - burasi neresi.
    - psikiatri.
    - ben kimim?
    - bilmem. Siz bu yaşa kadar bunu ögrenemediniz mi?
    - hangi yildayiz?
    - bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam..
    - Hangi ay?
    - hangi sevgi, degil mi ama. Ilkin bu. Öncelik bu
    sorunun..
    - ayin kaçi bugün?
    - hepsini adlandiralim, bunu mu istiyorsunuz?!
    - evet efendim, son dünya harbine katilan devletleri bana
    söyler misiniz?
    - savaşlari ülkeler ilan eder, insanlar yapar!
    - biz o harbe iştirak ettik mi?
    - ben hiçbirine katilamayacak kadar, canliyi-cansizi
    seviyorum. Siz, katilmiş miydiniz?

    şehsuvar! çabuk! kandiriliyorsun. Kandirildin mi?

    III.

    "sizler!
    hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar
    cografya bilmeden öpüşmeye çalişanlar
    sizler!
    yapisalcilar, ruhsalcilar, masalcilar,
    halciler, falcilar
    parmak izleri sifir, duruşlari italik olanlar
    artik degeri cinine tonik yapanlar
    muhtelif muhterem darbeler
    heveslerde, tutkularda pür ihtilal.. geçinenler!
    sizler!
    geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler,
    emzikçiler, hainler, halidler, oglanlar!
    yolda saati başkasina sorup
    sigarasina ateş alip
    sendikalarin apişarasinda elle doyuma ulaşanlar! Sizler!
    aydinlar! aydingerler, kolay gelsinciler,
    asimetrik esinciler
    orospucuklar, osurukcular,
    üfürükçüler, geri zekali çocuklar! - ki şehsuvar'in
    anayasasi..
    mayistler, septemberistler!
    sizler!
    free gitaristler, peace veletleri, makinistler!
    din sülükleri! varoluşçular: kapi komşularim!
    sloganin, olaganin şairleri!
    sosyal yanlari kapitalleri, kapitalleri
    yalnizca sogan-ekmek-sosyalizm olanlar!
    otuz yaşina kadar solcu
    otuz-elli arasi sosyal adaletçi
    ellisinden sonra bunayip, otobüslerde
    bayanlara arkadan yaslanarak mutlu olabilen
    fevkalade entellektüellerimiz!
    captain black'çiler, bafra'cilar
    bir afra bir tafracilar, taşralilar
    vay gülüm dogu diyenler, yesinler seni müstehcen bantini
    mantigina yapiştiranlar!
    piyanist-şantörlerim: hormonlarim benim!
    marxist-şantörlerim: kabaetimin kenarlari!
    sizler!
    liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar
    hamlar, hamcik agizlilar, popodan bacaklilar
    omuriliklerini testislerinde saklayan delikanlilar!
    amcalarim, teyzelerim; siz, homoseksüeller!
    feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar,
    teokratlar, aristokratlar, sen sümüklü burjuvazi!
    oportünistler, optimistler!
    bir teselli ver'ciler, allah vergisi takilanlar,
    ögrenciler, saygin ögretim üyeleri, seks yildizlari,
    heyy! Sizler!
    arkadaşlarim, alişamadiklarim; ellerim, ayaklarim!
    sizler!
    idealistler, egoistler, ütopistler, narşistler!
    Ben
    şehsuvar!."
    sig sikintilar ardinca yükselen havuz
    kirmizi balik, bozuk abajur, kullanilmiş jilet
    sinirlara mayin döşeyen bakişlariyla
    siz olan şehsuvar!
    Ben
    şehsuvar!
    sig sikintilar ardinca yükselen buhar
    çocuklugunu yaşayamadan büyümüş bir tümör
    kandirilmiş, taninmamiş kretuvar; unutulmuş
    bir tornavida, hiçbir işe yaramayan çivi,
    sinirlara mayin döşeyen bakişlariyla
    siz olan şehsuvar! O sinirlar
    sizin sinirlariniz. Ben
    şehsuvar!
    sig sikintilar ardinca yükselen belediye otobüsü
    abonman biletlerimi sizler mi çaldiniz?!

    - daha önce karşilaştigimiza
    eminsiniz, degil mi?

    IV.

    gece
    saçlarina kadar sokulur
    güzelligine atilan
    ilmiklere kadar ulaşir!

    aşki geçelim. Onu geçelim. Onu unutun!
    onu unut şehsuvar!

    ya da kimiltisiz bir kuş oluşu
    istiklal caddesi boyunca yatar!

    ah sultan!
    bir vahşi at almiş altmiş dagi aramiza taşir!

    gece
    saçlarina kadar sokuldu da
    güzelligine atilan
    ilmiklere kadar ulaşti.
    biz
    şehsuvar
    ulaşamadik!

    - heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile
    hala onu filan taniyamadik!

    ah! sultan! ah! şehsuvar!
    dikdörtgen dudaklarda
    ne çok
    yuvarlak sözcükler vardi.
    hangi birini böldüm ötekine
    digeri beni kalabalik masasina çagirdi!
    küçük iskender şehsuvar şiiri
  • Doğan güneşle kopsun bir akın velvelesi,
    Görünsün kan köpüklü kısrakların yelesi,
    Bitsin esir Türklüğün, bitsin artık çilesi,
    Ne zincirli bir Kafkas, ne kan kusan bir Ural,
    İhtilal istiyorum, mukaddes bir ihtilal!

    Elmas Yıldırım
  • 112 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Ayağa kalk, düzeni yak!

    İncelememe öncelikli olarak "Devrim"in tanımını yaparak başlamak istiyorum.

    Devrim nedir?

    Devrim, inkılâp ya da ihtilâl, halkın, hükümetten gördüğü siyasi toplumsal ve ekonomik baskılara, yolsuzluklara ve/veya basiretsizliğe tepki olarak siyasi erk ve yönetim sisteminde ani, köklü ve nitelikli bir değişim başlatmasıdır.

    Çok konuşulan,tartışılan ve her coğrafyada ya mutlaka uygulanmış ya da iki üç burjuvanın rahatı kaçmasın diye bastırılmış ya da karşı çıkılmış olan bu devrim daha özet bir tabirle;

    Bir şeyden bir şeye geçiş.  Bu "şey " esasen soyut fakat somutlaştırılmış ya da belirli bir sınıfa adledilmiş bir inkılap.

    Eğer bir yerde düzen bozuksa ezilen fazla ve artık düzen hasta adamın ellerine kaldıysa ○Devrimin○ o yere gelmesi vacip oldu demektir.

    Misal olarak kendi Tarihimizden örnek verecek olursak;

    Hasta adam Vahdettinin ellerinde batmakta olan devlet ve parçalanmak üzere olan coğrafya  Yüce Başbuğ Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk 'ün önce dehasal  savaj stratejisi sayesinde daha sonrasında ise kurduğu devrimlerle muasır medeniyet seviyesine yükselmiştir.

    Tabi bu sıralarda ülkenin kurtuluşunun dinle gerçekleşeceği iddialarını atan sözde selametçi esasen Amerikan ,İngiliz mandası
    yalakaların tutumu da bi o kadar bu durumu güçleştirmiş ve süresini uzatmıştır.

    O zaman çok sevdiğim bir Devrimcinin sözünü anektod olarak düşebilirim diye düşünüyorum.



    ●Siz bana dinle ileri giden bir toplum gösterin ben de size devrimle geri kalmış bir toplum...



    [Ernesto Che Guavera]

    Ve Marx'ın da dediği gibi

    Dinler afyondur.




    Bozuk düzen bozulmuş coğrafya insanları kurtuluş yolu aramaya sevk eder ve bu esnada felsefî akımlar meydana gelir.

    ●Materyalizm(Özellikle İngiltere Çevresinde)
    ●Agnostikizm
    ●Sosyalizm
    ●Kominzm
    ●Diyalektik
    ●Milliyetçilik (Fransız Devrimi)

    ○Görüyoruz ki İnkılaplar İnkılapları doğurmak mecburiyetinde kalmıştır.

    Teknolojinin gelişmesiyle Sanayi İnkılabı ve bunun gerekçesinde ham madde arayışı:

    -Cografi keşifleri ,

    Coğrafi keşifler sömürgeciliği,

    Toplumda ekonominin millileştirilmesi (iki üç burjuvazinin elinde olması) ve tüm bunlar da sosyalizmi gerektirmiştir.

    Buna istinaden alıntı olarak da paylaştığım şu sözü yinelemek gerekirse :

    -Toplumsallaştırılmış üretimde anarşi egemendir.-

    "Sınıflara bölünme, üretimin yetersizliğinden doğmuştur. Modern üretken güçlerin tam gelişimiyle silinip süpürülecektir. Ve gerçekte, toplumdaki sınıfların ortadan kaldırılması, yalnız şu ya da bu egemen sınıfın varlığının ve, bundan ötürü sınıf ayrımının kendisinin, kesin bir çağa uymazlık olduğu bir tarihsel evrim derecesini öngörür. Bundan ötürü, üretim araçlarının ve ürünlerin mal edinilmesinin ve, bununla birlikte politik egemenliğin, kültür tekelinin ve zihinsel önderliğin toplumun belirli bir sınıfının elinde bulunmasının yalnız gereksiz değil, ama ekonomik, politik, zihinsel bakımdan gelişmeye engel olduğu bir aşamaya kadar başarıyla gelişmesini öngörür."

    "Üretim araçlarının büyük gücü, kapitalist üretim tarzının kendisine vurduğu zincirleri parçalamaktadır. Üretim araçlarının bu zincirlerden kurtulması, üretken güçlerin aksaksız ve sürekli bir hızla gelişmesi ve aynı zamanda üretimin kendisinin gerçekten sınırsız artması için biricik önkoşuldur."
    Tüm bunların yanı sıra artık iyice çığrından çıkmış olan Faşizanlıklar, Köle Sınıfçılığı da bir bebeğin annesinin karnından çıkması gibi Sosyalizmi doğurmayı gerekli kılmıştır.

    Bu kitaptaki başrol oyuncularımız

    FREDERİCK ENGELS
    CARL MARX
    ROBERT OWEN
    LANARK

    Felsefi akımlarla destek veren:

    HEGEL
    DARWİN
    FOUİRER

    ...




    Hani derler ya her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.

    Tıpkı Ernesto Che'nin aşkı Alyeda gibi..

    Burda da Marx'a gerek evlilik hayatında gerek çalışmalarında destek veren Devrimci Eşi Bayan Jenny  de eşlik etmektedir.
    #79524164
    #79524184

    Her şey bir gün bir Alman fabrikasının fabrikatörünün önünde işçi kıyafetlerini çıkarıp düzene baş kaldırmayla başladı...
    Sonra Marxla tanıştı..
    Ve hayat hikayesi başladı bu zat-ı muhterem de Engels'in ta kendisidir.

    Sınıfçılığa ve insanları rahatlığa sevk eden düzen yerine lonca teşkilatları kurarak kısa süre içerisinde sistemli bir sosyalizm inşa eden Marx sosyalizmi ütopya halinden bilimsel haline sokmuştur.
    İnsanların sanat,bilim,felsefe ve zanaatta kollara ayrılarak üretime şevkini sağlamıştır.

    Tabi bu sırada burjuvajizin klisenin gücünü kullanarak skolastik düşünceler kullanarak yalan yanlış fikirler ürettirmesi de kaçınılmaz olmuştur.
    #80008121
    #79610978
    #79585010
     

    Son olarak da alıntılarla tasdikleyerek kendinize iyi bakın diyorum...
    #79923441
    #79932029
    #79969858
    #80008775

    -Sonunda kendi öz toplumsal örgüt biçiminin efendisi olan insan, aynı zamanda, doğanın egemeni ve kendisinin efendisi olur – özgür olur. Bu evrensel özgürlüğe kavuşturma işini başarmak, çağdaş proletaryanın tarihsel özel görevidir.
  • https://youtu.be/N05VRoSoiL4

    Ben yamyamım
    albayım: Çiğ etten -insan etinden- midesi bozulan bir yamyam. Acıklı bir
    yamyam değil mi? İşte benim dramım albayım! Zaman her şeyi bozuyor albayım.
    Ona kendimi göstermek istedim ve sonra da acıklı görüntümü örtmek için
    meseleyi gürültüye getirmeğe çalıştım. Fakat hatırlamıyorum albayım., Allah
    kahretsin hatırlamıyorum. Bir takım bağırmalar, ağlamalar duyar gibiyim; bir
    öfkenin, sebepsiz bir öfkenin yükseldiğini görür gibiyim. Peki ne yaptım? Ne
    söyledim?“

    Oturdu. "Beni tahrik etmiş olmalı. Bilmeden bir yere dokunmuş olmalı.
    Herhalde ben de kendimi korumadım. Hayır yalan! Korumuş olmalıyım. Her
    hareketimi hesaplamış olmalıyım. Küçük hesaplar yapmış olmalıyım. Kalbi
    çalıştıralım albayım; kalp hareketleri yapalım. Kalbe giden damarları
    genişletelim: İkialtı sekiz beş. Koşalım, durmadan koşalım. Herkes kendine
    bakmalı. Herkes kendini sever. Aziz varlığımızı koruyalım, aziz aklımızı
    koruyalım. Bizi, biz olduğumuz için sevmezler;sağlam olalım. Bizim oyunları
    bir arkadaşa okuyordum albayım; o günlerde bir kıza aşık olduğu için beni
    dinlerken uyukladı. Yalan albayım, böyle bir şey olmadı; fakat olabilirdi. Her
    an tetikte olalım. Kötü ihtimalleri bir bir düşünelim. Beyin jimnastiği
    yapalım. Birkötü ikikötü üçkötü dörtkötü. Şimdi hep birlikte nefes alalım.
    Koşalım albayım, durmadan koşalım. İtirazlarınızı dinlemiyorum albayım.
    Koşuyorum.” Koşarak odadan çıktı, merdivenlerden inerken düşüyordu. Hemen
    masanın başına geçti. Kaldığımız yerden devam edelim.

    Canavar ben değilim. Belki de canavarım. Son günlerini bu odada
    geçirmek zorunda kalan emekli bir canavar. Can sıkıcı anlarını hatırlayarak
    acıklı canavar sesleri çıkaran bir kara ejderi. Vuuu vuuu! Canavarın en kötü
    günleri hangisi? Canavar takvimine göre perşembeleri. Çünkü perşembeleri
    sevmem. O günleri hatırlamak istemem. Hangi ‘ogünleri’? Sevmem işte. Özellikle
    perşembe günleri pencereden bakıyorum: Gaz tenekeleri var, içlerine toprak
    doldurulmuş. Kim doldurmuş? Ben doldurdum. Karışık bir takım tohumlar ve
    çiçekler satan adama dedim ki: Bana bir çiçek ver. Arsız çiçeklerden verdi.
    Bilirsin işte: Begonya mı derler? Kırmızıdır, mat yapraklıdır, kötü boyanmış
    mahalle kadınları gibi bir çiçektir. Elimden bu kadarı geldi. Belki ayrıca,
    kuru akvaryum içinde solucan da beslemeliyim. Mide adelelerim kuvvetlenince
    onu da yaparım. Sen tabii, perşembe günleri ne olduğunu merak ediyorsun. Bu
    sözlerin sonunda esaslı bir itiraf bekliyorsun.Yok canım, beden eğitimi
    derslerinden nefret ederdim altı yıl boyunca her perşembe bu münasebetsiz ders vardı. İsmini bile yazmak istemem bir daha bu sıkıcı dersin. Öyle sözler
    ediyorum ki, ne ağlanır ne de gülünür bunlara değil mi? Bir zamanlar insanları
    güldürürdüm. Ne yapalım? Komedi aktörleri bile sonunda duygulu filimlerde
    oynamaya özenmiyorlar mı? Ben de kalabalık yerlerde ağlayan sarhoşlara döndüm.
    İnsan böylelerini görünce meyhane kapısını vurduğu gibi çıkar gider. Sevgi'nin
    bir akrabası vardı: Ergun gibi bir şeydi adı. Bak o gülmezdi sözlerime. Çünkü
    Selim Bey miydi neydi bir akraba vardı orada. Onun mirasına göz koyduğumuzu
    sanırdı bu Ergun. İnsanların adlarını da unutuyorum artık. Bir kız vardı, onun
    da adını unuttum; oysa aylarca dolaşmıştım bu kızla.Üstelik bir kere de
    ağlatmıştım onu. Fazla ağlamasına fırsat kalmadan kaçtım, kız benimle evlenmek istiyordu çünkü.

    Kalemi bıraktı. Bir kadını daha ağlatmıştın. O kimdi. Düşündü. Evet,
    yüzü yaralı bir kadındı. Anadolu'daydım albayım. Pokerde kaybetmiştim. Şöförle
    muhasebeciyi randevu evine götürecektim. Öyle söz vermiştim. Sonra nasıl oldu
    bilmiyorum, bir kamyonda gidiyorduk -artık olayların bazı kısımlarını
    hatırlamıyorum-şehre varınca onları randevu evine götürecektim. Kumar
    borcuydu. Oysa yol boyunca yemek paralarını da ben vermiştim. O sayılmamıştı.
    Otelde kalmıştık. Onlar horlamışlardı. Korkudan ve gürültüden uyuyamamıştım.
    Onları uyandırmak ve ben ömrümde hiç randevu evine gitmedim,demek istemiştim.
    Benim bu insanların içinde ne işim vardı? Onlardan nefret ediyordum. Bununla
    birlikte sanki onlara yaranmak istiyordum. Allah kahretsin, onlarla çok samimi
    bir görüntü içinde konuşuyordum. Bu adını unuttuğum kızı da anlattırmışlardı
    bana sonunda. Çok baskı yapmışlardı: Karılarıyla nasıl yattıklarına kadar bu
    konuda en ince ayrıntılara girmişlerdi. Bir şey söylemezsem çok ayıp olacaktı.
    İşte zora gelemiyordum.İşletme müdürü de kızını benimle evlendirmek istiyordu,
    ikide birde yemeğe çağırıyordu beni. Muhasebeci de kamyonda giderken sırtıma
    vurup duruyordu; sana şu kızı yapalım diyordu. Bana yapıyorlardı. Nazmi de
    yapmıştı: Behçet'in karısıyla ilişki kurduktan sonra bana da bir kadın
    yapmıştı. Bir gece, daha önce hiç gitmediğim bir evde birdenbire kadını
    yanımda bulmuştum. Burası kadının eviydi. Nazmi de Behçet'in karısıyla
    birlikte yatak odasındaydı. Kadın pantalon giymişti.

    Neden kumarda kaybettim? diye hırsla vurdu yumruğunu masaya. Neden o
    gece otelde horlayanları uyandırıp, adını şimdi unuttuğum kızla yattığım
    yalan! diye suratlarına bağırmadım? Neden pantalonlu kadını -çirkin ve ihtiyar
    olduğu halde- divanda öptüm? Sonra, Allah kahretsin, bu pantalon yüzünden bir
    şey yapamadım. Çünkü kadın nazlandı. Hay Allah! tabii ilk gece olmazdı,
    kadının da bir şerefi vardı. Neden Behçet'e de ihanet ettim? Nazmi, onun
    karısıyla yatak odasına gidince neden kaçıp gitmedim? Kadın, sevgilim,dedi.
    Rezalet. Annem yaşındaydı. Hayır, belki daha büyüktü. Pantalonu
    çıkarabilseydim mesele yoktu. Bile bile kötülük budur işte. İlk gece
    okşayacaksın, ikinci gece… Kadın sonra Nazmi ile ne haberler gönderdi?
    Büsbütün küçüldüm. Kadının kulağına da o gece Allah bilir, sevgilim filan da
    dedim. Nazmi, pantalon meselesine çok güldü. Aman Allahım! Demek ona da
    anlattım! Bir pantalon yüzünden küçüldüm. Hayır, küçüldüğüm halde, bir
    pantalon yüzünden… Aynı şey. Kendimi sattım, vermediler; ya da bunun gibi
    bir şey. Sonra ne oldu randevu evinde? Yüzü yaralı kadınla da yatamadım işte.
    Onlar oteldeydi horlamalarını sürdürüyorlardı. Erkenden çıktım, bir randevu
    evi buldum. Nasıl bulduğumu Allahtan hatırlamıyorum. Belki otel katibine
    sormak alçaklığını filan göstermişimdir. Kadının göğüsleri küçüktü, çok da
    uğraştı benimle, hayır yüzü yaralı değildi, yüzüne bant yapıştırmıştı, hayır
    böyle bir resmini vermişti, yıllarca cüzdanımda taşıdım, yalan,aylarca, belki
    de günlerce, ne uzatıyorsun? Cüzdanıma bir bakayım, olur mu canım? elbette yok
    işte, kadını ağlattım sonra, neden ağlattım? çünkü yatamadım, bir şey yapmam
    gerekiyordu ona, ben de ağlattım, o işi yapamadığıma göre, beni öptü ağlarken,
    evet, bir ıslaklık hatırlıyorum yüzümde, tuzlu bir ıslaklık, sonra o işi de
    yaptık, yattık yani, demek istiyorum ki tam değil, ben geldim yani sonunda,
    kadın benimle alay etmedi, birtanesi etmişti çünkü, onun için sevmezdim böyle
    yerleri kadını ağlatmıştım, çünkü sarhoştum, çünkü ne yaptığımı bilmiyordum,
    yalan, hayır doğru.

    Kadına söz vermiştim tekrar gelirim diye. Ben de sahte acımacının
    biriyim. Bu kadına hiç olmazsa bir kere daha gidebilirdim, belki ikinci
    seferde başarılı olurdum. Şimdi gitsem bulabilir miyim acaba? Polis kayıtları
    filan. İmkansız mı? Ne yapabilirdim? Elbette sonunda bir kadına
    gidecektim.İnsanlardan kaçamazdım. (Mektubu yazmağa devam etmeliyim). Bunları
    kime anlatmalı? Bilge'ye. Mektubu yazmalısın. İnsanlar bilmeli. Belki yarın
    ölürsün çünkü. Bunları hemen yazmalısın. Götürüp postaya atmalısın. Yolda
    giderken de kimseyle mesele çıkarmamalı. Kafamda, demek istiyorum. Fakat onlar
    ne meseleler çıkarıyorlar. Yolda karşıdan karşıya geçerken bile mesele
    çıkıyor: Otomobiller, insanı nefretle sıyırarak geçiyor. Önüne baksana, beni
    çiğneyecektin alçak! Araba uzaklaşıyor,işkence devam ediyor. Bana alçak
    diyemezsin. Otomobil gidiyor, kavga kalıyor. Kafama işkence ediyorlar. Sizi
    şikayet edeceğim. Adam pis pis gülüyor. Ne gülüyorsun? Ben sana gösteririm.
    İhtilal yapıyoruz, ben diktatör oluyorum. Ben karşıdan karşıya geçerken bana gülen
    şöförü, arabasıyla yanımdan hışım gibi geçen haini bulup getirin. Biz ihtilali
    bunun için yaptık. İşte seni yakaladım. Karşımda domuz gibi susup durma. Özür
    dile, yerlere kapan, bir şeyler söyle. Olmadı. Bilge'nin mektubunu göndermeli.
    Postahaneye gittik. Pul verir misiniz? Bozuk paranız yok mu? Olsaydı verirdik.
    Bozdurun gelin. Canım işim acele. İşiniz aceleyse bozuk parayla dolaşın. Bu
    durakta inecektim. Daha önce söyleseydiniz; bu tarafa bakmadınız ki. Posta
    memuruyla biletçiyi de yakalayın; hepsini birden kurşuna dizin. Önce bana
    getirin.Sorgu sual yok, götürün. Bir de şey vardı… Ne vardı efendimiz? Adam
    yolda gidiyordu, sert bir görünüşü vardı, bana çarpabilirdi. Çarptı mı
    efendimiz? Susun. Her ihtilalin bir başkanı olur, herkes onu dinler. Çarpsaydı
    elbette özür dilemeyecekti. Beni kızdırabilirdi. Ben öfkelenince
    sırıtabilirdi. İnsanlar her gün birbirlerine neler yapıyor. Her gün
    başkalarında görüyoruz da aman bize bulaşmasın diye susuyoruz bu kötülüklere.
    Adam benden kuvvetli olabilirdi, ben onun peşinden koşabilirdim, yakasına
    yapışabilirdim, beni itip yere düşürebilirdi. Onu da yakalayın. Gözüm
    görmesin yalnız. Bu sahneyle karşılaşabilecek kadar kuvvetli hissetmiyorum
    kendimi. Diktatörler hassas olur. Ben de kötü ihtimalleri düşünmekten
    hassaslaştım. Fakat sağlığımı da bu duyarlığıma borçluyum. Çünkü, insanın
    düşünceleri gerçekleşmez. Kötü şeyler düşünürsen kötü şeyler gerçekleşmez.
    Korktuğun her olaydan, başına gelmesinden ürktüğün her kötü raslantıdan
    kaçınmak için onu ayrıntılarıyla düşünürsün hemen. Ayrıntılarıyla düşünmek
    şart. Yoksa bir noktayı bile düşünmeyi unutsan o nokta başına gelir. Yalnız
    yaşayanlar her şeyi hesaba katmak zorundadır. Başka türlü korunamazlar. Başka
    türlü yaşayamazlar. Allahım neler düşünüyorum! Düşün oğlum Hikmet. Düşün ki
    bunlar başına gelmesin ha-ha. İyi şeyleri düşünmekten kaçın sadece. Onlar
    başına gelsin. Mesele bu kadar basit işte. Daha önce bunu neden akıl edemedim?
    Peki, insan düşüncesini durduramazsa ne olacak? Hiç durmadan kötü olayları
    düşün; iyi olayları düşünecek vaktin kalmasın. Bunu da kimseye söyleme,
    büyüsü bozulur sonra. Başıma kötü işler gelecek, başıma kötü şeyler gelecek.
    Bilge'yi bir daha göremeyeceğim, hiç göremeyeceğim. Bilge beni ne yapsın?
    Sevmiyor işte, sevmiyor sevmiyor. Mektup yarıda kaldı yahu, devam edelim:

    Kendimi iyi hissetmiyorum Bilge. Beni bir daha görmek isteyeceğini
    sanmıyorum. Kendimi suçlu hissediyorum. Doğduğum günden başlayan bir suç dizisi
    içindeyim. Seni görmek istemiyorum, seni görmek istemiyorum. Aynı olayları bir
    daha yaşayacak gücüm kalmadı. Beni unut -belki de unuttun- beni unut. Başıma
    gelecekleri düşünme. Ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı merak etme. Sana anlatması
    zor. Sevmesini bilmeyenler, kaderlerine razı olmalıdırlar. Oluyorum.
    Eyvallah.İyi değilim, fakat üzüntülü de değilim bak gülüyorum: Ha ha.

    artık senin için bir yabancı olan
    H.H.H.(Ha-Ha Hikmet)