"Ey bizi nîmetleriyle perverde eden sultânımız! Bize gösterdiğin nümûnelerin ve gölgelerin asıllarını, menbâlarını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın lezîz nîmetlerini orada yedir. Bizi zevâl ve teb'îd ile tâzib etme. Sana müştâk ve müteşekkir şu mutî raiyetini başı boş bırakıp îdam etme."
"Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket Hâkim'siz olur? Ve bu kadar çok servet ki, her saatte bir şimendifer
gâipten gelir gibi kıymettâr, musannâ mallarla dolu gelir. Burada dökülüyor gidiyor. Nasıl sahipsiz olur? Ve her yerde görünen ilânnâmeler ve beyannâmeler ve her mal üstünde görünen turra ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir?