Kitabı okurken yine Orhan Pamuk'un diline hayran kaldım.Bu kadar durağan bu kadar olay örgüsü yavaş ilerleyen bir kitabı akıcı hale getirmek yazarın ne kadar usta olduğunu gösteriyor.Kitabı okurken Kemal'in aşık olmadığını bence saplantıyı aşk olarak gördüğünü ve yarım kalmış tamamlamamış olduğu için o merak ve hırs Kemal'i daha da büyülediğini düşünüyorum.
Ben de bana mutluluk veren bir günün ardından o gün elimde kalan herhangi bir fiş bir mendil saklamayı çok severim günler sonra o eşyaya baktığımda bana hissettirdiği o duygular sanki o güne gitmemi sağlar. Kemal'i bu konuda anlıyorum ama bu artık onda Fusündan çok eşyalarını toplama takıntısına döndüğünü düşünüyorum.
Yazarın roman içine girmesi bizimle konuşması kahramanla romanı tekrar yazması her zaman sevdiğim bir kurgudur ,sanki gerçekmiş gibi hissettiriyor ve bu da bu olayın hemen en yakın dostumuzun başına gelmiş gibi sanki gözümüzün önünde yaşanmış hissi veriyor.
Kemal'in 8 sene boyunca o eve sadece Fusünü görmek için gittiğini düşünmüyorum aslında Kemal Çukurcuma, mahalle, o ev ,televizyonda bir şeyler izlerken o çayın kokusuna yaşadığı çevreye ait hissetmemesine ,özlediği aile ortamının o olduğunun ve yaşadığı sosyeteyi aslında sevmediğini gösteriyor.
Okurken eşyanın tabiatı ,bazen yaşadığımız çevreye uyum sağlayamadığımız bir kaçış noktası aradığımız ve o kaçış noktasına aşırı bağlanmayı ve hayatımızın seçimlerle nasıl sürüklendiğini anlatıyor